Sayın Milletvekilleri! Büyük Millet Meclisinin yedinci döneminin üçüncü toplantısını açmakla bahtiyarım. Dışarda ve içerde bütün güç şartların yaman etkilerine karşı Türk milletinin kaderini selâmet yolunda yürütmek için Büyük Millet Meclisinin harcadığı engin gayretlere şükranlarımı sunmak ilk borcumdur. (Alkışlar) Yeni toplantı yılının candan çalışmalarınızla daha verimli olacağına güvenerek hepinizi sevgilerle selâmlarım. (Bravo sesleri) Cumhuriyet Hükümetinin memleket ve milletin hayrına olarak aldığı cesur kararları takdir buyuracağınıza şüphem yoktur.

KALDIRILAN VERGİLER

Toprak Mahsulleri Vergisinin kaldırılması teklifinden gerçek bir sevinç duydum. Türk Milleti, dar zamanlarda kendinden istenen fedakârlıkların ilk imkanını devirir devirmez hafifletilmesi için büyük Meclisin ve Cumhuriyet Hükümeti'nin gösterdiği dikkati fark edecektir. İhracat vergisinin kaldırılması da iyi bir teşebbüstür. Mahsüllerimizin cihan piyasasında tutunması için hükûmetin durmadan tedbir arayacağına güveniyoruz.

Yeni bütçede birikmiş dalgalı borçlara karşılık olarak ehemmiyetli bir ödenek konması, sağlam bir malî bünye için şifalı bir tedbirdir. Bütün bunlarla beraber Cumhuriyet Hükümeti'nin memleketin imarına ve millî donatıma ödenekler ayırması, muvaffakiyetli tedbirler arayacağına güveniyoruz.

Yeni bütçede birikmiş dalgalı borçlara karşılık olarak ehemmiyetli bir ödenek konması, sağlam bir malî bünye için şifalı bir tedbirdir. Bütün bunlarla beraber Cumhuriyet Hükümeti'nin memleketin imarına ve millî donatıma ödenekler ayırması muvaffakiyetli tedbirler sayılır.

TOPRAK KANUNU

Geçen toplantıda uzun ve geniş tartışmalardan sonra Toprak kanununu kabul buyurdunuz. Çalışan çiftçinin kendi işleyeceği toprağın kendi malı olması prensibi, bu memleket için uzun zamandan beri kıymetli bir hayal idi. Toprak kanununun adaletli, vukuflu ve mümkün olduğu kadar çabuk tatbiki ile bu kıymetli hayalin memleketi yükselten bir gerçek olduğu anlaşılacağı günleri ümitle bekliyoruz. (Alkışlar)

Yine geçen toplantıda kabul buyurduğunuz Orman kanunları ile Türkiye’de orman rejimi, fennî esaslar üzerinde kesin olarak kurulmuş bulunuyor. Devamlı olarak ağaçsızlaşan vatanımızın hiç olmazsa altmış seneden beri beliren orman dertleri zamanımızda asıl davalara bağlanmıştır. İlerde memleketimizi yeşil yurt hâline getirecek olan tedbirleri alan ve teşekkülleri kuran sizleri ve yarınki nesiller için geçici sıkıntılara katlanan bugünkü Türk nesillerini gelecek Türk evlâtları şükranla anacaktır.

MİLLÎ EĞİTİM İŞLERİ

Millî Eğitim için sarf ettiğiniz gayretler geniş verim devrine girmiştir. Millî Eğitim alttan ve üstten her dalında Cumhuriyet Hükümeti kavrayıcı ve geniş tedbirler almaktadır. Millet yapıcı bir susuzlukta millî eğitimin her safhasına büyük bir hasret gösteriyor. 8-10 sene içinde Türk milletinin kültür ve eğitim işlerinde çok ileri bir dereceye varacağına kesin kanaatim vardır. Her şeyden evvel bu harp ve darlık yıllarında köylülerimizin okullarını meydana getirmek için harcadıkları gayretleri iftiharla, gururlanarak huzurunuzda yâd etmek isterim. (Alkışlar) Köylü vatandaşlarımıza gösterdikleri anlayıştan, gayretten dolayı minnetlerimiz hesapsızdır.

CİHAN BARIŞI

Sayın Milletvekilleri! Cihan barışının kurulması için çalışmalar! Biz de heyecanla takip ediyoruz. Bu kadar felâket ve ızdıraptan sonra insanlığın, birleşmiş milletler tarafından ilân olunan esaslar üzerine barış içinde yaşamak gayesine kavuşabilmesi bütün milletler için bugün tek emel olmuştur. Bu kesin hesap günlerinde Türkiye, adalet hissi olan her cemiyete karşı alnı açık ve temiz vicdanla bakacak durumdadır. (Alkışlar)

TÜRKİYE VE İKİNCİ CİHAN HARBİ

Türkiye’nin İkinci Cihan Harbi'ndeki rolünü, altı seneden beri türlü değişik durumlarda, Birleşmiş milletler türlü açıdan görmüşler ve türlü teraziye vurmuşlardır.

Müsaade buyurursanız, memleketimizin İkinci Cihan Harbi'ndeki durumunu, henüz söylenemeyecek sırlara dokunmamaya çalışarak birkaç cümle ile tekrar göz önünden geçirmek isterim!

1939 ilkbaharında ufuklar karardığı zamanı Türkiye, kendi benzerleri içinde tek millettir ki idealin doğru istikametini görerek açıktan İngiltere ve Fransa’nın yanında mevki almıştır. (Alkışlar) 1940’da Fransa düştüğü ve Britanya Harbi başladığı zaman İngiltere’nin kahramanlığını öven ve onun yanında bulunduğunu söyleyen tek millet yine biziz. (Alkışlar) Fransa ve İngiltere ve Dakar muharebelerinin yapıldığı günlerde bulunuyoruz. Fransa ve İngiltere ile yaptığımız üçlü ittifak antlaşması, iki müttefikimiz arasındaki olaylar yüzünden bizi hukukça katî ve tarafsızlığa mecbur ediyordu.

Buna karşı kendiliğimizden İngiltere ile ittifakımızın yaşamakta olduğunu ilân eden biz olduk. (Alkışlar)

İttifak taahhütlerimizin bizi Sovyet Rusya ile hiçbir silahlı ihtilafa sevk edemeyeceğini hususi bir protokolle kayıt altına almıştık.

1941 başında Rodos’tan Trakya’ya kadar bütün Alman ve İtalyan kuvvetlerine karşı seferber olarak bekliyorduk.

Hatırlamanızı isterim ki bu zamanda Irak’ta bir Mihver Hükûmeti kurulmuş ve Suriye’de Vişi Hükümeti İngilizlere karşı açıktan cephe almıştı. Her taraftan mihverle sarılmış olan Türk milletinin, bütün Avrupa’yı ellerinde bulunduran mağrurlara karşı yalnız kendi insanlarıyla ve son malî kaynaklarını tüketircesine fedakârlıkla istila yollarını kapaması; insaf ile hatırlandığı zaman, milletimizin yaptığı hizmetler ve göze aldığı tehlikeler takdir edilmek lazım gelir. (Alkışlar)

Sovyetlerle Almanlar arasında harp başladıktan sonra bu harp için tarafsız bulunduğumuzu iki savaştan tarafa hemen bildirdik. 1941 ve 1942, Sovyet Rusya ve İngiltere’nin mihverin zorlamasına karşı çetin günler geçirdikleri zamanlardır.

SAVAŞKANLARIN TAKDİRLERİ

Bizim durumumuz bu zamanlarda ne kıymetli haiz olmuştur? Bunu yetkili savaşkanların dillerinden hikâye edeceğim.

Türkiye’nin durumunun Müttefikler için gerçekten faydalı olduğunu Sovyet Hükûmeti, Büyük Elçisi vasıtasıyla Dışişleri Bakanlığımıza Sovyetlerin takdirlerini belirten tafsilât vererek 19 Ocak 1942 tarihinde resmen tebliğ etmiştir.

4 Aralık 1941 tarihinde Amerika Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin savunmasının Amerikan savunması için hayati bir ehemmiyette olduğunu beyan ederek kendiliğinden ve bir sözleşme imza etmeksizin bize ödünç verme ve kiralamadan malzeme vereceğini ilân etmiştir. Amerika ile ödünç verme ve kiralama sözleşmesinin imzalanması 23 Şubat 1945 tarihindedir.

İngiliz Hükümeti ise birçok defalar takdirlerini bildirmiş ve 1943 başında İngiliz Başbakanı Adana’da daima iyi hatırlayacağınız demeçte bulunmuştur.

ESASSIZ TENKİTLER

Şimdi büyük Mecliste 1943 sonundan beri Türkiye hakkında başlayan tenkitlere cevap vermek isterim.

Bilirsiniz ki milletlerarası münasebetlere dair devletler arasındaki sırlar, tek bir devletin malı değildir. Yalnız basit bir hakikatin ifadesi olmak üzere bize yapılan isnatların haksızlığını huzurunuzda belirtmek isterim.

Almanlarla Sovyetler arasında harp çıkmazdan önce bizim Almanlarla dostluk antlaşması yapmış olmamız tenkit olunmuştur.

İstanbul’un kapısına gelmiş olan Almanlar, Sovyet Rusya ile saldırmazlık antlaşmasıyla daha önce bağlanmışlardı. Memleket Mihverin bütün kuvvetlerine karşı yalnız başına dururken, Amerika harpte yokken, İngiltere bütün kuvvetlerini adalarda Alman istilasına karşı tutarken, Almanların bize saldırmayacaklarını kâğıt üzerine koymayı reddetmemiz bizden ne hakla beklenebilirdi? (Şiddetli alkışlar)

Hususiyle bu antlaşmada Türkiye’nin ittifak ödevlerine bağlı bulunduğu açıkça zikredilmiş, önce ve sonra bütün görüşmelerde Türkiye’den geçerek Almanların Suriye ve Irak’a yardımları kesin olarak reddedilmiş ve bu şartlar Almanlara kabul ettirilmiştir. Bu antlaşmanın Almanlar için Türkiye hareketinin arzu ettikleri tarihe kadar sadece bir geciktirilmesi mahiyetinde olduğu, sonraki ve bugünkü ifşalarla meydana çıkmıştır. Fakat bizim için de bütün askerî tedbirlerimizin ve millî fedakârlıklarımızın yanında nazik zamanları kazanacak bir vasıta olmuştur.

Sovyet Hükûmetinin, İngiltere’nin ve Amerika’nın Türk durumunu takdir ettikleri tarihler, Almanlarla yaptığımız antlaşmadan sonradır. Demek ki bu antlaşma müttefik milletlerin vicdanında da zamanında zaruri görülmüş ve tenkitler kara günler geçtikten sonra suni olarak meydana çıkarılmıştır. (Alkışlar)

Almanlar Volga’ya kadar ilerledikleri zaman bizim de kuvvetlerimizi doğu sınırlarımıza geçirerek Sovyetlere sıkıntı verdiğimiz birçok yerlerde söylenmiştir. Hakikat milletlerce malum olmasa bile, resmî müttefik makamlarınca teferruatıyla bilinmek lazımdır ve hakikat bize isnat olunanların tamamıyla aksidir.

Almanlar Volga’ya kadar ilerleyince bizim savunma cephemiz Rodos’tan Hopa’ya kadar genişlemiştir. Almanların bütün Karadeniz cephemize karşı ansızın bir harekete geçmeleri ihtimali, kuvvetlerimizi bütün Karadeniz cephesine yaymamamıza ve hatta Almanların savunulması için burada, başkentte kuvvet toplamamıza sebep olmuştur.

Bu ihtiyat tedbirlerinin yersiz olmadığını son günlerde meydana çıkan Alman planları açıkça göstermiştir. 1942 yaz sonunda Sovyet Hükûmetine Almanların Kafkas cephesini arkadan vurmak için Trabzon’dan ve Hopa’dan çıkarma yapmaları ihtimaline karşı buralarda kuvvet topladığımızı ve memleketteki kuvvet yayımının sebebinin bu olduğunu resmen tebliğ ettik. (Alkışlar) Ve karşılık olarak Sovyetlerden memnunluk duyguları aldık. Harp sırasında kuvvetlerimizin yayımının yalnız Mihvere karşı olduğunu daha inandırıcı bir surette söylemek mümkün değildir.

ALMAN VE JAPONYA’YA KARŞI HARP İLANI

Şimdi Almanlar ve Japonlarla harp hâline girmemizin tenkitlerine geliyorum.

Harp ilânımızın tesirsiz ve müttefik zaferi kesin mahiyet aldıktan sonra yapılmış olduğu söylenmektedir.

Harp ilânımızın tesiri hakkında bir iddiamız yoktur.

Bizim iddiamız, harp ilân etmemizden önce senelerce süren kâbus devrinde güttüğümüz hareket hattının Müttefiklerimizin zaferine yardım ettiği merkezindedir ve bundan ibarettir. (Alkışlar) Bizim Almanlar ve Japonlarla harp hâline girmemiz yalnız müttefiklerin isteği üzerine olmuştur. Onlar için herhangi bir ehemmiyeti var idi ki bizden bunu istediler.

Müttefik zaferi kesin olduktan sonra harp ilân ettiğimiz bize söylenemez. Karanlık günlerde beraberdik. Zafer günlerinde ganimetten bir hisse almak davamız yoktu ki fırsattan istifadeyi düşünelim. (Alkışlar) Hareketimiz sadece müttefiklerin isteği üzerine ve onlarla beraberlik gereği yapılmıştır.

1944 Ağustos'unda münasebet kestiğimiz zaman derhal harbe girmeyişimiz de tenkit olunuyor. Münasebet kestiğimiz anda İngiltere ile aramızda yazı ile kararlaşan durum şudur: Karar, fiili savaşkanlığa doğru birinci adımdır. Türkiye’nin harbe girmesinin teferruatını Britanya Hükümeti sonradan bizimle görüşeceğini bildirmiştir. O zamandan beri müttefiklerimiz bizden ellerindeki harp kararının tatbikini istemediler.

BOĞAZLAR MESELESİ

Boğazlardan Rusya’ya gönderilecek yardım gemilerinin boğazlarımızdan geçirilmemesi isnadına gelince, bu tamamıyla boş bir iddiadır. Bütün İkinci Cihan Harbi boyunca Türkiye’nin bu bahiste bir kusuru yoktur. Eğer müttefikler Boğazlar yolu ile birbirlerine yardım edemedilerse bu bizim herhangi bir tesirimizden değil, Mihverin Akdeniz yollarını denizden ve havadan 1945 senesine kadar kapalı tutabilmiş olmasındandır.

Bu bahiste şunu arz etmeyi de faydalı görüyorum ki 1944 senesi Haziran’ında bazı Alman gemilerinin Karadeniz’den çıkmalarına İngiltere dikkatimizi çekti; Montrö Sözleşmesi'nin bir bağıtçısı sıfatıyla itiraz etti. Montrö Sözleşmesinin sarih hükümleri üzerinde açılan hukuk tartışması nihayet bir hafta sürdü ve bizim İngilizlerle ittifakımızı ve Birleşmiş Milletler davasını göz önünde alarak kesin bir radikal kararımızla tartışma bitti. İkinci Cihan Harbi'nde Montrö Sözleşmesi'nin herhangi bir şekilde zararlı olduğunu söylemeye imkan yoktur.

Boğazların emniyetli ellerde olduğu ve bütün milletlerin menfaatine serbest geçidin hiçbir engel karşısında bulunmadığı sabit olmuştur.

TÜRKİYE’NİN HAKLARI VE TOPRAKLARI

Sayın Milletvekilleri! Alman siyaseti, İkinci Cihan Harbini birincinin devamı saymıştır. Gerçek şudur ki Birinci Cihan Harbi'nde merkezi grup tarafında bulunan bütün devletlerden yalnız Türkiye’den başkaları, ikinci harpte de aynı safta bulunmuşlardır. Türkiye ise Birinci Cihan Harbi'ni her memleketten fazla olarak dört sene daha yüklenmiş, 1923’te barış yapabilmiş; büyük bir imparatorluk kaybetmiş; hayatını ve millî sınırlarını kurtarabilmek için hesapsız felâketler geçirmiştir. İşte bu memleket, 16 sene sonra çıkan İkinci Cihan Harbi'ne türlü tehlikeleri göze alarak açıktan açığa İngiltere’nin yanında ve Birleşmiş Milletler davasında kesin durum almıştır.

Bu duruma karşı eskiden kaybettiklerinden ve yeni ihtimallerden hiçbir şey istemeksizin elinden geldiği kadar faydalı olmaya çalışmıştır.

Herhangi bahane ile toprağı ve hakları üzerinde Türkiye’den bir şey istemek en ufak bir insaf ile izah edilemez.

Biz geçen hadiseleri ve haklarımızı Sovyet milletlerine, İngiliz İmparatorluğu milletlerine ve Birleşik Amerika milletlerine anlatabilsek milletlerin bizi haklı bulacaklarına asla şüphemiz yoktur. (Alkışlar) Bu imkanı bulabilmek için bir hayal yapmıyorum. Sovyet, İngiliz ve Amerikan milletlerinin içine girerek bu geniş ummanlarda bir davayı işittirebilmek maddeten imkanımız dışındadır. Şu hâlde büyük milletlerin bizim meselelerimizden doğru olarak haberli olabilmeleri esaslı surette bu memleketlerde idare başında bulunanların adalet ve insaf hislerine bağlıdır. Eğer bu hisler hakikatten ayrılırsa büyük milletler içindeki anlayışların mahiyetini kestirmek güçtür.

Bütün bunlarla beraber milletler anayasasının prensiplerinin iyi ve samimi niyetlerle kurulmuş bulunduklarına inanmak istiyoruz. Eğer insanlık hisleri gelecek dünya için temel tutmak boş bir sözden ibaret değilse Türkiye’nin yeni cihan barışı için faydalı bir unsur olduğunun teslim olunacağına inanıyoruz.

Açıkça söyleriz ki Türk topraklarından ve haklarından hiç kimseye verilecek bir borcumuz yoktur. Şerefli insanlar olarak yaşayacağız ve şerefli insanlar olarak öleceğiz.

Sayın Milletvekilleri! Dış münasebetlerimizin bugünkü hâli şudur:

Sovyetlerle aramızdaki dostluk andlaşmasının feshi üzerine yeni esaslarda ve ciddi olarak iyileştirilmiş bir antlaşma yapılmak için bütün neticesini biliyorsunuz. Hakikatlerin daha iyi anlaşılacağından iyi komşuluk hislerini galebe çalarak iki memleket arasında iyi münasebetler kurulması ihtimalinden ümidimizi kesmiş değiliz. İmkanları daima iyi yürekle karşılayacağız.

İngiltere ile ittifak münasebeti ile bağlıyız ve İkinci Cihan Harbi sırasında geçen türlü hadiselerden sonra İngiliz milletinin bizimle iyi ve müttefik münasebetlerini faydalı bulacağına inanıyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri ile münasebetlerimiz aşktan bir dostluk içinde gelişmektedir. Amerika’nın Birleşmiş Milletler Anayasasının prensiplerini samimi olarak her millet için takip edeceğine güveniyoruz.

Bulgaristan’dan başlayarak Irak’a ve İran’a kadar bütün komşularımızın bağımsız milletler olarak yaşamalarını ve kendileriyle iyi münasebette bulunmamızı istiyoruz.

Felâketinden sonra dost Yunanistan’ın kalkınmasını ve yaralarını iyileştirmesi yolundaki gayretlerini yakın bir sempati ile tetkik ediyoruz. (Alkışlar)

Irak ile dostluk münasebetlerimizin gelişmesi ile de derinleşmesi ihtimallerini memnunlukla karşılıyoruz. (Alkışlar)

Medeni bir millet ve devlet olarak insanlık ailesinin çalışkan ve faydalı bir uzvu olmaktan başka bir siyasî hedefimiz yoktur.

İÇ POLİTİKA

Sayın Milletvekilleri, şimdi müsaadenizle size iç politika durumumuzu arz etmek isterim.

Türkiye Cumhuriyeti yirminci asırda önceden hiç kimsenin ihtimal vermeyeceği ve tahmin edemeyeceği surette kurulmuş bütün ve kıymetli bir eserdir. Her manasıyla bir Ortaçağ kurumu olan imparatorluktan modern, medeni ve bütün insanlık prensiplerini temel tutan bir cumhuriyet doğmuştur. (Alkışlar)

Devletin karakterinin bu kadar büyük değişiklikleri meydana getirebilmek için devrimci olması zaruridir.

Bunun yanında temel olarak cumhuriyetin bir halk idaresi olarak kuruluşu yani demokratik karakteri esas tutulmuştur. İlk devrimlerde fesin yerine şapkanın giyilmesini ve devletin laik bir Cumhuriyet olması ve Latin harflerini bütün bunları açık ve uzun tartışma ile kabul ettirmemizi, insaflı hiç kimse bekleyemezdi. Bütün bu devrimler yine bir diktatörlük rejiminin eseri olarak meydana gelmemiş; hepsi Büyük Millet Meclisinin kanunlarıyla kurulmuş ve tepkileri Büyük Millet meclisinin denetleri ve hesap sormaları önünde yapılmıştır.

Türkiye’de demokrasi usullerinin geçmişe ait hesapları yapılırken bütün büyük devrimlerin 1923’ten 1939’a kadar meydana geldiği ve altı seneden beri de bir Cihan Harbi içinde bulunduğumuz unutulmamalıdır.

Demokratik karakter bütün cumhuriyet devrinde prensip olarak muhafaza olunmuştur. Diktatörlük prensip olarak hiçbir zaman kabul olunmadıktan başka, zararlı ve Türk milletine yakışmaz olarak daima itham edilmiştir. Büyük Millet Meclisinin her deneti yanında milletin vergileri ve harcadıkları üzerindeki deneti, en ileri demokratik milletlerin hiçbirinden eksik kalmayacak kadar kesin ve kavrayışlıdır.

Bizim tek eksiğimiz hükümet partisinin karşısında bir parti bulunmamasıdır. Bu yolda memlekette geçmiş tecrübeler vardır. Hatta iktidarda bulunanlar tarafından teşvik olunarak teşebbüse girişilmiştir. İki defa memlekette çıkan tepkiler karşısında teşebbüsün muvaffak olmaması bir talihsizliktir. Fakat memleketin ihtiyaçları sevkiyle hürriyet ve demokrasi havasının tabii işletmesi sayesinde başka siyasi partinin de kurulması mümkün olacaktır.

Bununla beraber mecliste çokluğu teşkil eden parti üyelerinin hükümeti tenkitte, devlet ve millet işlerini denetlemede hiçbir kayda, hatta hiçbir ölçüye bağlı bulunmadıkları herkesin göz önünde bir gerçektir. Memleketimizin hürriyet ve güvenlik içinde halk idaresini bütün şartları ile geliştirebilecek bir yolda ilerlediğini imanla söyleyebiliriz.

Bu gelişme için her vatandaşın vazife ve sorum duygusu ile ilgili olması birinci şarttır.

Demokrasinin her millet için müşterek prensipleri olduğu gibi her milletin karakterine ve kültürüne göre birçok özellikleri de vardır.

Türk milleti kendi bünyesine ve karakterine göre demokrasinin kendi için özelliklerini bulmaya mecburdur.

Söz ve yazı hürriyeti şüphe yoktur ki her halk idaresinin söz götürmez ortak temelidir.

Milletin kendi karakterine göre bir konuşma ve söze dayanma ölçüsü vardır. Bu ölçüyü hiçbir kitapta bulamayız ve hiçbir kitaba yazamayız; ancak uygularken milletin neye dayanmadığını öğrenebiliriz. Son zamanlarda tartışmalarımız Alman harbinin bitmesiyle, daha dünyada hiçbir şey kararlılık bulmadan, geniş bir ölçü almıştır.

Günün pahalılığı ve dertleri üzerinde süren şikayetler, doğrudan doğruya devlet temel idaresi üzerinde bir mesele şekline girmiştir.

Gazetelerimizde en nazik dış meseleleri ve memleketin karşısında bulunduğu ağır ithamlar önünde milletin maneviyatını zayıflatacak, devletin varlığının kanuni temeli olan Millet Meclisi üzerinde bile saygılı denilemeyecek surette dil uzatılmıştır. Bu durum, vatandaşların haysiyet ve şerefini ölçüsüzlerin oyuncağı hâline getireceğinden ve dış politikanın fena ihtimallerine karşı memleketi içerdeki endişeli vatandaşlara ve dışarıdan seyreden devletlere zayıf göstermesi tabii bir şeydir.

Bu memleketin aşırı ve ölçüsüz sözlere dayanamayarak mutlaka şurasından ve burasından ateş çıkarması tarihte geçirdiğimiz hakikatlerdendir. Türkiye’nin kuvveti ve istikrarı hakkında bir hüküm verilmek için memlekete ne çıkacağını beklemek seyirciler için anlaşılır bir şeydir. Bütün bu ızdırap verici ihtimallere karşı hükûmetin ve meclisin soğukkanlı ve sabırlı olması ve memleketin yüksek anlayış göstermesi çok faydalı olmuştur.

Geçirdiğimiz devrin geçirilmesi zaruri idi. Hürriyete tecavüzün ve anarşinin cemiyet duyuşu ile ve kanun yolu ile sınırları ancak zaman içinde bulunacaktır.

Hürriyet ve demokrasi havasının yerleşmesinde cemiyetin vazife duygusu birinci unsur olduğunu söylemekle ısrar etmek isterim.

Cumhuriyete kadar Anadolu dağlarında çoktu. Cumhuriyette eşkıyadan eser kalmaması yalnız kanun ve takip kuvvetlerinden ileri gelmemiştir. Vatandaşa tecavüz edenlere kayıtsızlık ve yataklık etmek vatandaş için yakışmaz olduğu anlaşıldıktan sonradır ki eşkıyanın barınması ve yaşaması mümkün olmamıştır. (Alkışlar) Vatandaş hakkında ve kanun inançlarına saldırış etmek isteyecek olanlar yazı, cemiyet ve siyaset alemine de girebileceklerdir. Cemiyetin vazife duygusu eğer iyi ve doğru ise bu güçlüklerle uğraşmak çok kolaylaşacaktır.

Şimdi hürriyet ve demokrasi ile tecavüz ve anarşi arasındaki unsurların kanun yolu ile bulunmasına geliyorum.

Bir defa hiçbir kanunun gürültü ile ve zorla Büyük Millet Meclisinden çıkarılamayacağını her propaganda ve siyaset adamının bilmesi lazımdır. Kanunlar B. M. M.’de tam huzur içinde çalışarak ve bunun için ne kadar zaman geçerse hiç kimsenin bir şey söylemeye hakkı olmayarak vicdani kanaatle çıkacaktır. Ancak o zaman kanun memleketin ihtiyacına cevap olabilir.

Sayın Milletvekilleri! Bir ehemmiyetli devir geçiriyoruz. Benim görüşüme göre bu devri önceden tahmin edemeyeceğimiz kadar kısa ve zararsız geçiriyoruz. Açık konuşmalarla tek veya toplu olarak alışacağımızı kuvvetle umuyorum. O zaman millet hayatımızda geçirmek zorunda olduğumuz yolları arkamızda bırakmış olacağız ve kendimiz de çok kuvvet ve güven hissedeceğiz.

Son zamanlarda basın kanununun bir maddesinden ve diğer bazı kanunlardan çok bahis olunmuştur. Basın kanununun maddesi, hükûmeti umumî politikasına aykırı olan yayınlardan dolayı hükûmete gazeteyi kapamak hakkını vermektedir. Nazari olarak düşünülürse hükûmeti serbestçe tenkit etmek hakkı gibi yazı hürriyetinin ilk şartı olan bir hak, hükûmetçe kapanma cezasına uğratılmak yüzünden hakikatte mevcut değil demektir. Bu maddenin bu manasıyla kalması savunulamaz. Onun kaldırılması ve gerekiyorsa diğer tedbirler düşünülmesi zaruridir. Ancak diğer taraftan aynı maddenin hükûmet aleyhinde en insafsız ve ölçüsüz sözlerin söylenmesine fiiliyatta mani olmadığı göz önüne alınırsa meselenin ilk bakışta göründüğü kadar sade olmadığı, bir incelemeye lüzum olduğu kabul edilmek, hiç olmazsa ihtimal verilmek lazımdır. Ben zannederim ki bu maddenin konulması devrim günlerinde hükûmeti tenkitten kurtarmaktan ziyade dış ve iç büyük meseleler karşısında bir savunma vasıtası olarak düşünülmüştür. Zamanında düşünülen ihtiyaçların bugün aynı ehemmiyette keskin olduklarını sanmıyorum. Herhalde büyük meclisin esas prensibi kurtaracak ve bugün mevcut olduğu nisbette savunma ihtiyacını koruyacak bir incelemeye girmesinden zaruret ve fayda görürüm. Bu maddelerin konduğundan beri hangi hâllerde ve nasıl uygulandığını araştırmak aydınlatıcı bir yoldur. Hatta büyük meclis, yazarlarımızın geçmiş hadiselerden örselenmeleri mahzurunu görmezse şikayet edilen maddenin uygulanma tarihçesini tek tek misallerle memlekete de neşredebilir.

Cemiyet kanununda ve ceza kanunlarından sözü edilen maddeler 1938 Haziran kanunlarında konulmuştur. Diğer bazı kanunlarda da değişilecek yerler her zaman bulunabilir. Bu maddelerin iyileştirilmesinde partiler teşkiline, toplanma ve güvenlik haklarına karşı koyması ihtimali olan hükümler değiştirilmelidir. Bütün bu değişmelerde memleketin güvenliğine, bünyesine ve ihtiyacına göre doğru ölçüler kanun şeklinde hükûmetin eline vermelidir. Bu ehemmiyetli işlerin tecrübeli ve vatansever ellerinizde iyi ölçülerle kararlaştırılacağını kuvvetle umuyorum.

Memleketin iç hayatında bu tedbirleri aldığımızdan sonra yeni seçim için tabii olarak bir buçuk sene kadar geçecektir. Bu zaman milletin yeni seçime bir hazırlık devri olacaktır. Tek dereceli olmasını dilediğimiz 1947 seçiminde milletin çoklukla vereceği oylar gelecek iktidarı tayin edecektir.

O zamana kadar bir karşı partinin kendiliğinden kurulabilip kurulamayacağını ve kurulursa bunun meclis içinde mi, meclis dışında mı, ilk şeklini göstereceğini bilemeyiz. Şunu biliriz ki bir siyasi kural içinde prensipte ve yürütmede arkadaşlarına taraftar olmayanların hizip şeklinde çalışmalarından fazla bunların kanaatleri ve programları ile açıktan durum almaları siyasi hayatımızın gelişmesi için daha doğru yol; milletin menfaati ve siyasi olgunluğu için daha yapıcı bir tutumdur. Siyasî kanaat ayrılıklarından dolayı vatandaşlarımız arasında düşmanlık olmaması için bütün kuvvetimizle çalışacağız.

Sayın Milletvekilleri! Memleketimizin siyasi hayatında gelişmeyi bu şekillerde düşünüyoruz. İç idaremizin hiçbir safhasında içerde gürültüden korkarak ve dışarıya gösteriş ve kendimizi beğendirme gayretine düşerek düzene koymayacağız. Büyük Millet Meclisi'nden çıkacak her kanun ve Türkiye’de yürüyecek her nizam Türk milletinin kendi iradesinden ve ihtiyaçlarından doğacak ve bütün vatandaşlar için adalet ve şefkat hislerine dayanacaktır. Türk Milletinin daima daha iyi ve daha ileri yollarda yürüyeceğine kesin olarak inanıyoruz. Büyük Millet Meclisi ileri ve iyi yolların daima birinci kılavuzudur.