Vaktiyle zamanında, bir varmış bir yokmuş, bir tane tomuzlan hatun varmış. Bir gün tommul tommul, yuvalana yuvalana gezmeye çıkmış. Derken bir hallaçla karşılaşmış. Hallaç kendine demiş ki:

— Boyu uzun poyraz hatun, saçı uzun server hatun; nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun? demiş.

Tomuzlan da ona:

— Kişi aramaya gidiyorum, demiş.

Hallaç:

— Bana varır mısın? demiş.

Tomuzlan hatun:

— Varırım varırım ama beni ne ile döversin? demiş.

Hallaç da:

— Tokmak ile, dediği gibi; tomuzlan hatun da:

— Yok, ben sana varmam, deyip yoluna devam etmiş.

Gide dururken karşısına bir kilimci çıkmış, tomuzlana demiş ki:

— Boyu uzun poyraz hatun, saçı uzun server hatun; nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun? demiş.

Tomuzlan:

— Kişi aramaya gidiyorum, demiş.

Kilimci:

— Bana varır mısın? demiş.

Tomuzlan hatun:

— Varırım varırım ama beni neyle döversin? demiş.

Kilimci:

— Mekiğimle döverim, demiş. Tomuzlan hatun da:

— Yok, ben sana varmam, demiş; gene yoluna devam etmiş.

Bu sefer de karşısına bir tane sıçan çıkmış. Gene o da tomuzlana demiş ki:

— Boyu uzun poyraz hatun, saçı uzun server hatun; nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun? demiş.

Tomuzlan:

— Kişi aramaya, demiş.

Sıçan:

— Bana varır mısın? demiş.

Tomuzlan:

— Varırım varırım ama beni neyle döversin? demiş.

Sıçan:

— Ben kuyruğumla göze sürme çekerim, dediği zaman; tomuzlan hatun da:

— Öyleyse ben de sana varırım, demiş.

İkisi de el ele verip eve gelmişler. Bir gün tomuzlan sıçana demiş ki:

— Ben kalkayım da şu esvapları yuyayım; haydi sen de git de bize bey evinden peynir çörek getir, demiş. Sıçan koyulmuş gitmiş, tomuzlan hatun da don yumaya başlamış. Bunların ceviz kabuğundan küllükleri, fındık kabuğundan kazanları, fıstık kabuğundan da teştleri varmış.

Tomuzlan hatun küllükten su alırken küle düşmüş. O sırada evlerinin yanından atlılar geçiyormuş. Tomuzlan hatun onlara:

— Tıkır tıkır atlılar, tıkırtısı tatlılar; bey evine varasınız, peynir çörek yiyesiniz, sıçan beye diyesiniz ki: “Boyu uzun poyraz hatun, saçı uzun server hatun, su alırken küle düştü; durmaya gidesin!” demiş.

Neyse sıçan gelmiş, tomuzlana elini uzatmış, demiş ki:

— Elini bana ver çekeyim, demiş.

Tomuzlan hatun da:

— Yok, ben sana küstüm, demiş.

Sıçan yine:

— Elini bana ver çekeyim, demiş.

Tomuzlan hatun da yine:

— Yok, ben sana küstüm, dediği gibi sıçan da kızıp:

— Öyleyse ben de seni basarım, deyip ammele beter tomuzlan hatunu küle basmış. Tomuzlan ölmüş, hikâyemiz de burada sona ermiş.

Not: Bu masalı Hayri Kınacı, Gaziantepli bir kadından derlemiştir.