Bizim hamle kaynağımız daima Atatürk’tür; çünkü O, bir uyandırıcı idi. Bize, gidilmesi milletimiz için faydalı olacak yolları O göstermiştir. Bu sebeplerdir ki karşımıza çıkan yeni yollardan hangisine gitmemiz gerektiğini düşündüğümüz zaman Atatürk’ü hatırlıyorum.
Atatürk, her şeyden evvel, aldığı soyadına da uygun olarak, Türkün ve Türklüğün temsilcisidir. Büyük bir milliyetçidir. "Ne mutlu Türküm diyene" demiş olması onun Türk olmayı en büyük üstünlük saydığının açık işaretidir. Bir Türkün cihana bedel olduğunu söylerken Türkün varlığını ve cihanşümul heybetini iliklerimize kadar hissettirmek istiyordu. Nitekim iki bin küsur senelik Türk varlığının tehlikeye düştüğünü gördüğü zaman, vatanı karış karış dolaşarak Türkleri, varlıklarını korumaya davet etmiştir. Atatürk, dünya milletlerinin saadeti düşüncesine bile Türk milletinin saadetinden gitmektedir. Dünya mesut olmalıdır ki, Türk milleti bu saadetten hissesini alabilsin. Atatürk’ün damarlarımıza aşılamak istediği düşünce, varlığımızı korumak ve her şeyden evvel bunu göz önünde tutmak düşüncesidir. Türk gençliğine meşhur seslenişi dikkatle okunacak olursa orada yalnız Türklüğün devamını telkin ettiği görülür. Atatürk, Türk milletinin Garb medeniyetine ayak uydurmasını, o medeniyet içinde itibarlı yerini almasını en doğru gidiş istikameti olarak görmüş ve milletine de bu istikameti göstermiştir. Fakat bu topluluk içinde Türk olarak, medeniyette mesafeler almış Türk milleti olarak yer almamızdan başka bir ihtimal hiçbir zaman onun aklına gelmemiştir. Çünkü Türklüğü tehlikeye düşürecek, onu yeryüzünden silecek hiçbir ihtimali Atatürk kabul edilir saymamıştır; böyle bir ihtimale razı olmayı daima hainlik olarak kabul etmiştir.
Atatürk bugün ne yazık ki fani vücudu ile aramızda değildir. Fakat manevî varlığı, prensipleri daima kalbimizin içindedir. Garb medeniyeti seviyesine yükselmek için seçeceğimiz yolları O, hayatta iken göstermiş; daha mühim olarak bundan sonrası için de elimize bir rehber vermiştir: "Hayatta en hakikî mürşit ilimdir," diyen Odur. Demek ki biz bundan sonra gideceğimiz yolları aydınlatan ışık olarak ilmi seçeceğiz. Atatürk’ün bize vasiyeti budur.
Onun için, ölümüne tekrar ağladığımız bu günlerde, Atatürk’ün bize verdiği rehbere sıkıca sarılalım. Bu rehber "ilim" olduğuna göre, Atatürk’ün işaret ettiği mevkie milletimizi yükseltebilmek için ilimde yeni kıymetler kazanmaya çalışalım. Birtakım muğalatacıları bir tarafa bırakarak, safsatalara aldırmayarak ilmin gösterdiği yolu seçelim.
Bu yol Atatürk’ün gösterdiği yoldur. Çünkü Garb medeniyeti de bugün eriştiği noktaya o yoldan gelmiştir. Biz bütün gayretlerimizi ilim ve teknikte ileri olmak uğrunda sarf edeceğiz ve yeni nesillerimizi daha bilgili, Garb medeniyetinin ilim seviyesine ulaşmış, hatta oradaki meslektaşları ile aynı kıratta gelmiş gördüğümüz gün, Atatürk’ün işaret ettiği hedefe kavuşmuş olacağız. Buna çalışmamız lâzım.
Atatürk, Türk milletini yok olmak tehlikesinden korumak, tekrar ayağa kaldırmak için giriştiği uzun savaşta Türk milleti ile beraber birçok sıkıntılara maruz kalmış ve birçok sözler söylemiştir. Bu sözlerin bazılarını kendi menfaatleri istikametinde tefsir etmek isteyenler bulunabilir. Amma unutmamamız lâzım gelen, Atatürk’ün büyük bir Türk milliyetçisi olduğu ve Türklüğün bekasını her şeyin üstünde tuttuğudur. Mücadelesi bunun en şüphe götürmez şahididir.
(HAYAT) Şevket RADO