Bugün millî matemimizdir. Altı sene evvel bugün bu milletin kurtarıcısı, bu devletin kurucusu, ebedî Şef Atatürk’ü kaybetmekle ıstırapların en acısını, elemlerin en müthişini tattık. Bugün aynı ıstırap ve elem her Türk'ün kalbini sızlatmakta ve benliğini sarmaktadır. Atanın ölümüyle insanlık en kıymetli uzvunu, Türk milleti en büyük evlâdını kaybetti. Fânî vücudu vatan topraklarına münkalip olan Atatürk, bütün duyguları, düşünceleri, manevî varlığınla milletimizin kalp ve vicdanında yaşıyor. Vatanına daima aşık olan, vatan sevgisini her sevginin üstünde tutan milletimiz, Atatürk’ten zerreler taşıyan bu toprağı ilahlar mertebesine yükseltmiş; ona tapınmaya başlamıştır. Atatürk bu milletin maddî, manevî bütün meziyetlerini nefsinde toplamış ve bütün bu hasletlerini vaktinde ve yerinde izhar etmek suretiyle Türklüğün kurucu ve kurtarıcısı olmuştur. “Atatürk, tarihte uğradığımız en zalim ve haksız itham gününde meydana atılmış, Türk milletinin masum ve haklı olduğunu iddia ve ilan etmiştir. İlk önce ehemmiyeti kavranmamış olan gür sesi, asla yıpranmayan bir kuvvetle nihayet bütün cihanın şuuruna nüfuz etmiştir.”

Atatürk bu milletin öldü sanıldığı, mirasının taksim edildiği günlerde Samsun ufuklarından bir güneş gibi doğmuş, kapkara bulutlarla kaplanan vatan semasını kurtuluş ışıkları ile aydınlatmıştır.

Herkesin, milletin başında bulunanların bile kurtuluştan ümitlerini kestiği günlerde Türk'ün ölmeyeceğini, esir edilemeyeceğini, daima hür ve müstakil yaşayacağını bütün bir husumet dünyasına ilandan çekinmeyen Atatürk bunu boş bir iddia olarak ileri sürmüyordu. O milletin bütün kabiliyetlerini kendine görüyor ve bu karakter ve kabiliyeti taşıyan bir milletin asla esir edilemeyeceğine sağlam bir imanla inanmış bulunuyordu.

Bu inanla ve şuurladır ki Atatürk meydana atılmış ve iki sene içinde milletin kurtuluş davasını tahakkuk ettirmişti.

“En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, ömrünü yalnız Türk milletinin haklarını, insanlığa ezelî hizmetlerini ve tarihe hak ettiği meziyetlerini isbat etmekle geçirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifelerine sarsılmaz itikadı vardı. “Ne mutlu Türküm diyene” dediği zaman, kendi engin ruhunun hiç sönmeyen aşkını en manalı bir surette hulâsa etmişti.”

Fena zihniyet ve idare ile geri bırakılmış Türk cemiyetini, en kısa yoldan insanlığın en mütekâmil ve en temiz zihniyetlerile mücehhez mamur bir devlet hâline getirmek, onun başlıca kaygısı olmuştur. Teşkilât-ı Esasiyemizde ve bugün bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan lâik, milliyetçi, halkçı, inkılapçı, devletçi Cumhuriyet bizde bütün evsaf ile Atatürk’ün en kıymetli emanetidir.”

Bugün büyük Türk milleti yaşıyor ve dünya medeniyet ailesi içinde kudretli ve şerefli bir mevki işgal ediyorsa, bu Ata'nın milletin ruh ve benliğine yerleştirdiği kuvvetli inan ve kendine güvenin eseridir.

Ölümünün altıncı yıl dönümünde dahi bütün sıcaklığı ve tazeliği ile milletin şuurunda, benliğinde yaşayan Atatürk, asırlar ve asırlar geçse yine aynı kudret ve kuvvetle varlığımızda hüküm sürecek, Türklüğe yaşama, ilerleme ve yükselme yollarını gösterecektir.

Ulu Atatürk’ün büyük namını tazimle anar, kutsal hatırası önünde huşû ve minnetle eğilirken yazımı Millî Şefin Ata'yı en güzel tavsif eden şu vecizesi ile bitiriyorum:

“Devletimizin bânisi ve milletimizin fedakâr ve sadık hâdimi insanlık idealinin aşık ve mümtaz siması, eşsiz kahraman Atatürk!

Vatan sana minnettardır!

Ali Nadi ÜNLER