AŞATMA (AYŞE FATMA) ([1])

Birkaç aile birleşerek köye sahraya gitmiştik. Antep’te kır gezmesine daha doğrusu “pikniğe” sahra derler.

Çok erken hazırlandık. Müşterek tuttuğumuz otobüse bindik. Nurgana yolunu tuttuk. Köyün ağzında, büyük pınarın başına indik. Kalaylı pınara gideceğiz. Herkes eline bir eşya alarak güle eğlene yola dizildik. Yolun bir tarafı Sacur, bir tarafı meyve bahçeleri. Suyun çağıltısı, kuşların cıvıltısına karışıyor, ağaçların gölgesi yola füsunkâr bir manzara veriyordu. Yirmi dakika süren yolu bir hamlede geçtik ve kalaylı pınarın başına yetiştik.

Pınar biraz çukurdadır. Etrafı kalaylı bir tencereyi andırır. Bu kalaylı çukurdaki ağaç kökünün binbir yerinden fışkıran billur damlaları birleşiyor. O kadar berrak bir su meydana getiriyor ki: Bir bardak, beş bardak içseniz bile asla rahatsızlık duymazsınız.

Pınarın başını kaplayan asırdîde çınar ağacı, bütün koca sahayı gölgesi altında barındırıyor. Bu pınara gelip giden sahracının haberini çınar ağacı size hitabe eder. Çünkü her dalına çakı ile kazılmış binlerce isim okuyabilirsiniz. Bu yazılara ve tarihlere bakarak bu serin gölgelikte mırıldanan pınarın sesi sizi derin hülyalara daldırmaya kâfidir. Beni de hülyamdan şakrak bir genç kız sesi uyandırdı. Başımın ucunda, iri yeşil gözlerini perdeleyen kıvrık kirpiklerini açıp bana hayretle bakan bir peri kızı vardı.

  • Yatır mıydın hanım bacı?...
  • Hayır kızım, dalmıştım dedim… Bu genç berrak sesi, iri yeşil bir çift göz, arkasına dizilmiş, topuklara kadar inen yirmi bir örgü, başına doladığı siyah oyalı yazmanın çevrelediği pembe beyaz yanaklar beni hayrete düşürdü. Bu, bir köylü kızı mı? Yoksa cennetten çıkıp yolunu şaşırarak dünyaya gelmiş bir huri mi idi?

Daha şaşkınlıktan ayılmamıştım.

Mütehakkim kart bir ses yükseldi:

- Gız Aşatma, “tiz seğirt”, çulu getir! (Çul, kilim yerine kullanılır.)

Hanım bacının altına aç!…

Bir ceylan da ancak bu kadar çevik ve çalâk koşabilir. Göz açıp yumuncuya kadar Aşatma kilimi getirmiş ve yere sermişti bile…

Bu güzel peri kızı kimdir diye sordum. Gelin, dediler…

  • Nasıl diyebilmişim…

Bu on üç yaşında var yok dilber, gelin; hem de iki yıllık evli idi.

Aşatma, bu güzel köy kızı, iki yıl önce emmisi oğlu ile evlenmişti. Fakat bütün köyde bu sahhar güzelliğin karşısında başı dönmeyen tek bir yiğit yoktu. Aşatma suya giderken, tarlaya koşarken, ot çalarken (ot çalma: tarladaki yabancı otları sökme manasına gelir), yayık yayarken daima ve her yerde etrafında bir sürü aç erkek gözleri bu ilâhi güzelliği sömürmek ister gibi bakarlardı. Aşatma bunların hiçbirine bakmaz, aldırmazdı bile… Onun tek sevgilisi genç, arslan yapılı emmisi oğlu idi. "Güzelin düşmanı çok olur" derler. Düşmanların uydurma dedikoduları bu şaheser güzelliği de kıydılar. Buna hâlâ içim yanar… Dişlek kaynana, etrafın haneğine (hanek: bu muhitte dedikodu manasına gelir) kendini o kadar kaptırmıştı ki zavallı Aşatma'nın yere bastığı bile günah sayılmaya başlandı. Aşatma bu nazik kır çiçeği iki sene bu cehennem hayata katlandı. Nihayet evet nihayet tatlı canından bezdi…

Bir gün samanlığa giren kaynana tavandan sarkan bir rüya hayaleti ile irkildi. Çığlığına evdekilerde yetişti. O zaman acı hakikat hepsini yerlerine mıhladı. Aşatma, kendini samanlığın direğine asmıştı.

İki sene sonra yolum yine Nurgana'ya düşmüştü. Bu faciadan haberim yoktu. İlk işim o pek sevdiğim köy dilberini sormak oldu. Bana acı haberi verdiler. Aradan yıllar geçti. Ne zaman Nurgana sözü geçse gözümden iki damla yaş süzülür.

Bu yaşlar o masum ruhu serinletiyor mu?...

Yazan: Nedime ALP


[1] Gaziantep köylerinde Ayşe Fatma adını birden koyarlar köylüler kısaca (Aşatma) diye söylerler.