Bundan 6 sene evveldi. 933 senesi 2'inci Kânunun 26'ıncı günü, Gaziantep'in çifte bayram yaptığı bir gündü.

Ramazan Bayramı'nda, Ebedi Şef kendisi gibi kahraman yatağı olan Gazi yurda geliyorlardı. Haber şehirde duyulunca kalpler tarifi mümkün olmayan bir sevinde çarpmaya başladı. Şirin yurtlarını arslanlar gibi müdafaa eden kahramanlar pek yakında ana vatanı ve kendilerini kurtaran en büyük kahramanlarını bağırlarına basacaklardı.

O gün mektepte —toplanma zamanından bir kaç saat evvel— sevinçler içinde hemen hemen bütün gece gözlerine uyku girmeyen mini mini yavrularla dolmuştu.

Onlar bir an evvel toplantı mahalline gitmemiz için sabırsızlanıyorlardı. Çocukların hepsinde müşahede edilen şey:

Umumiyetle üstlerinin pek temiz oluşu ve gözlerinde sevinçli insanlara mahsus bir parlaklığın bulunuşu idi.

Bizim mektep, lise ile köprü arasında ayrılan yere durduk.

Birkaç saat sonra şehir gösteren yokuşundan otomobillerin tozu dumana katarak geldikleri göründü. Her ağızdan

— Gazi geliyor….

Çocuklara kumanda vermeye hacet yok. Onlar büyük kumandanın karşısında nasıl duracaklarını bizden çok eyi biliyorlar.

Başka vakitler birkaç muallimin gayretile düzgün bir sıra halini almayan yaramazlar (Memetçikler) gibi birkaç dakika içerisinde muntazam ve sessiz vaziyet almışlardı. Mektebimizin umum talebesinin elbiselerinin yeknesak oluşu Ebedi Şef'in nazarı dikkatlerini celbetti. Ellimizi sıkmak lütfunda bulundukları sırada bana:

— Öksüz mektebi mi? diye sordular . . . Cevaben:

—Hayır Paşam, İsmet Paşa Mektebi dedim. Çocuklara arslan gibi kükreyen bir haykırışla:

— Nasılsınız? Bu hatır soruş kurulmuş bir makine intizamlığı ile hep bir ağızdan

— Sağol! seslerde karşılaştı.

Bugünkü gibi hatırlıyorum. Mektebin baş tarafında boyundan çok büyük bir bayrağı güçlükle taşıyan küçük bir çoçuğa Ebedi Şef yaklaşarak ve elinde tutmakta olduğu, bayrağı göstererek:

— Nasıl bayrağını seviyor ve onu taşıyabiliyor musun? dediler. Karşılık çok kısa ve ancak bir Türk çocuğunun ağzına yakışacak bir tarzda idi.

— Emret Paşam, onu göklere kadar kaldırayım ...

Eseri karşısında gaşyolan bir sanatkâr huşu ile bu cevaptan son derece memnun kalan Ebedi Şef'in. Yüzünün çizgileri anında bambaşka bir vaziyet aldı. Çocuğun yüzünü okşayarak çok güler bir yüzle yanımızdan uzaklaştılar.

Yazan: Rıza LEVENT