Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, bir tane ihtiyar ak sakallı bir koca varmış. Bu koca ağaçlık bir yerde, ağaçların arasındaki kulübesinde yaşamış. Bir tane eşeği bir de baltası varmış. Seherden kalkar eşeğine biner, baltayı omzuna kor odun kesmeye gidermiş. Adamın ekmek parası kestiği odunlardan çıkarmış. Kestiği odunları eşeğine yükler, pazara götürür satarmış. Aldığı parayla yiyecek öteberi alır kulübesine gelirmiş.
Gene böyle bir gün ak sakallı ihtiyar alacakaranlıkta kalmış, eşeğine binmiş, baltayı da omzuna koymuş, odun kesmeye gitmiş.
Odun kestiği yerin azıcık ötesinde bizim Alleben Deresi gibi bir su akarmış. Ama su çok derinmiş. Ak sakallı koca eşeğini bir ağacın dibine bağlamış. Bir eşek yükü olmaya azıcık kalana kadar odun kesmiş. "Hele biraz daha keseyim de gideyim artık," demiş. Bir de bakmış ki balta sapından çıktığı gibi ötede akan suyun içine düşmüş. Kocanın bütün geçimi bu balta; nitsin, nişlesin? Ak sakallı başını iki elinin arasına almış, başlamış ağlamaya. Bunun ağlamasına uçan kuşlar da acımışlar ama kuşlar nişlesin?
İhtiyar böyle ağlar iken baltayı yutan suyun içinden başı sarıklı, yeşil cübbeli, ak sakallı, yan beline kadar gelen bir pîrifâni koca çıkmış. "Neden ağlıyorsun ammioğlu, ne derdin var?" demiş. "Herhalde derdin büyük ki böyle ağlıyorsun," demiş. İhtiyar da anlatmış olanı biteni. Koca kafasını sallamış, "Ondan kolay ne var herif, sen hiç ağlama," demiş. "Ne canını sıkıyorsun ki yav," demiş, hemencecik kaybolmuş. Biraz sonra elinde pırıl pırıl parlayan bir gümüş baltayla geri çıkmış. "Senin baltan bu muydu ağam?" demiş. İhtiyar bakmış bu kendinin baltası değil. "Yok, bu benim baltam değil," demiş. Yeşil cübbeli koca gene kaybolmuş. Biraz sonra gene elinde bir baltayla gelmiş. İhtiyar bakmış ki gözlerini kamaştıran altından bir balta. Bu balta da kendinin değil. "Yok," demiş, "bu da benim değil." Koca "İyi bak yavrum, bu senin olacak," demiş. İhtiyar gene, "Yok yavrum, yok; benim baltam demirdendi," demiş. Koca gene suya dalmış. Bu sefer de demir bir baltayla çıkmış. "Bu da mı senin değil?" dediği gibi; ihtiyar "Hah, ömrün uzun olasıca, işte benim baltam buydu!" demiş. Sevinmiş, göbek atmış koskocaman adam. Koca ihtiyara dönmüş, "Azıcık bekle de geleyim," demiş. Biraz sonra gene altın baltayla çıkmış. "Al bakayım bunu," demiş. "Doğruluk gibi iyi bir şey yoktur," demiş, hemencecik kaybolmuş suda.
Bizim ak sakallı oduncu ihtiyar sevincinden oynaya oynaya odunları almadan eşeğine binmiş, dosdoğru kuyumcuya gitmiş. Altın baltayı satmış. Dünya kadar para; nereye koyacağını şaşmış kalmış. Derken böyle bir ev yaptırmış, son vaktinde bir de avrat almış; kazanma kaygıları yok, yiyip içiyorlarmış. Bu ihtiyar oduncunun hemencecik böyle zengin olmasına tanıdıklardan birinin aklı yetmemiş. Gelmiş danışmış, "Nasıl oldun da hemencecik böyle zengin oldun ağam?" demiş. O da başından geçeni olduğu gibi adama anlatmış. Adam bunu duyduğu gibi aklı imanı gitmiş. Daha orada durur mu; koşa koşa eve gitmiş, evden kötü bir balta almış, doğru ihtiyarın odun kestiği yere gitmiş. Azıcık odun kesmiş, dayanamamış, "Hemen atayım şu baltayı suya," demiş. Baltayı sapından çıkarmış suya atmış. Suyun başına oturup ağlama taklidi yapmış.
Derken gene o ihtiyar çıkmış. "Derdin ne gardaşım?" demiş. O da böyle böyle demiş. İhtiyar kaybolmuş. Biraz sonra elinde gümüş baltayla geri çıkmış. Adam gümüş baltayı gördüğü gibi suratını sallandırmış. "Yok yok yok, bu balta benim değil," demiş. Yeşil cübbeli koca gene kaybolmuş. Biraz sonra elinde altın baltayla çıkmış. Altın baltayı gören adamın aklı başından gitmiş. Daha koca sormadan "Hâh, işte bu balta benimdi!" demiş. Koca kafasını sallamış, "İyi bak ha," demiş. Adam, "Ben baltamı bilmez miyim yavrum, bana mı yutturacaksın, işte o balta benim," demiş. Koca da "Uzat elini de al öyleyse bakayım," demiş. Adam birden elini uzatmış, elini uzatmasıyla da kocanın kendini suya çekmesi bir olmuş. Adam suyun üstünde çırpına çırpına yalvarmaya başlamış. "Ne var, kurtar beni!" demiş. Yeşil cübbeli, sarıklı ihtiyar hiç oralı olmamış. "Senin halin vaktin yerindeydi, paraya pula ihtiyacın yoktu; kalktın komşun fakir bir oduncunun azıcık zengin olmasını çekemedim, daha sonra da en büyük suçu işledin, sıkılmadan yalan söyledin değil mi?" demiş. Böyle demesiyle de ortalıktan kaybolmuş. Adam da çağıra çağıra suyun dibine gitmiş. Allah herkese müstahak olduğunu verir yavrum.
Not: Bu masalı 1960 yılında 63 yaşında Fatma Kınacı’dan tespit eden Gaziantep Lisesi 4-E sınıfından Mustafa Kınacı’dır.