19 Mayıs 1919! Mustafa Kemal, Osmanlılar tarafından dokuzuncu ordu müfettişliğine tayin ediliyor. Boyunları içeride, gözlerinde korku ve endişe; ihtiyar vezirler Mustafa Kemal’in fikirlerini soruyorlar. Onun cevabı çok kısa: "Celâlet gösteriniz!" diyor. Fakat vücutları gibi ruhları da fikirleri de ihtiyarlamış olan bu kişiler celâlet gösteremezlerdi. Bunu ancak Türk milleti ve o milletin Mustafa Kemal’i gösterebilirdi. Ve aynı gün işte o Mustafa Kemal, Türk’ün kara talihini ağartmak amacı dolu bir yürekle Samsun ufuklarına doğru yola çıktı.

Şimdi gece... Vapur batmaktan korkarcasına ağır ağır yol alıyor...

Bu gece efkârım var N'oldu ey gönül n'oldu Gümüş dere durmaz ağlar Kan ağlar atmış üç ilimiz Anadolum kan ağlar.

Mustafa Kemal’im güvertede, kaputuna bürünmüş

Bakışlarında karanlık, saçlarında rüzgâr Yıldızlar geçiyor alnından Uzak zaferlerin şavkı vurmuş Yüzüne Meteler, Buminler, Kutluklar Sıyrılıp Altay karanlıklarından Ona doğru yürümüş...

Duyarım sesler gelir Anadolu’dan Samsun'a doğru Bir şey var gecenin içinde Rüzgârlarla karanlıklarla dağılan Bir şey var gecenin içinde Mustafa Kemal’in sevinciyle ağaran

Mustafa Kemal’im güvertede Duman duman gülüyor uzaktan Anadolu Gökler gibi denizler gibi susar yüreğimiz Ardahan'dan Edirne'ye kadar

Kan ağlar Türkiyemiz Kundakta beraber ağlar Yatakta nineler ağlar Yolundan dönersek kahpeyiz Atam andımız var.[1]

İşte: 19 Mayıs 1919 Samsunlular Türk'e nurla günler kazandıracak büyük adamı karşılıyorlar. Mustafa Kemal’in üstünde büyük bir yük var şimdi: Büyük bir milletin istiklâli. Bu amaçla, bütün orduların kumandanları ve bütün illerin valileri ile muhabereye girişiyor. Onları millî istiklâlin kazanılması için mücadeleye çağırıyor. Samsun'da atılan ilk adıma Erzurum ve Sivas’ta bir yön veriliyor.

Mustafa Kemal, milletinin önünde savaşlardan savaşlara koştu.

Susun... Yakınlarda düşman var. Türkler bir zafer daha kazanacaklar. Tarihe altın harflerle bir sayfa daha yazacaklar... Ve Mustafa Kemal…

Şöyle bir doğruldu Mustafa Kemal Kır atının üstünde göklere doğru Dağlar arasından yükselen Tunçtan bir heykele benziyordu.

Zafer diyordu da başka bir şey demiyordu Yüzünün bütün çizgileriyle bu kahraman Hissetmişti zaferin kokusunu, kır at bile Yerinde duramıyordu.

Şöyle bir doğruldu kahramanlar kahramanı Kır atının üstünde göklere doğru Sabah oluyorken güneşin ilk ışıkları altında Tunçtan bir heykele benziyordu.[2]

Ve bir zafer daha kazanılıyordu... Nihayet yeni Türk devletinin ilk temeli atılıyor. Ankara’da hür bir millet meclisi kuruluyor. Birinci İnönü, İkinci İnönü, Sakarya zaferleri kazanılıyor. Lozan Antlaşması ile hür Türkiye devletine bir sınır çiziliyor; Cumhuriyet’in ilanıyla padişahlık denilen kötü idareye son veriliyor ve nihayet devrimler yoluyla medenî bir devlet hâline geliyoruz.

Bütün bunların yapıcısı, seni sevmek bir ibadettir! Ey büyük, aziz ve kahraman Atatürk... Birinci vazifem Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetimin ve istikbalimin yegâne temeli budur. Bu temel benim en kıymetli hazinemdir. İstikbalde dahi beni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedbahtlarım olacaktır. Bir gün istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersem, vazifeye atılmak için içinde bulunacağım vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceğim. Bu imkân ve şerait çok namüsait bir vaziyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetime kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakruzaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. EY BÜYÜK ATATÜRK; işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifem, Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğum kudret damarlarımdaki asil Türk kanında mevcuttur.[3]

Ve nihayet gün: 19 Mayıs 1958 Gözlerimizi burcu burcu hürriyet kokan bir vatanda mutlu bir güne açıyoruz. Ciğerlerimizi hürriyetin bu bitmez tükenmez kokusu ile doldururken; boyunlarımız zincirsizliğin kıvancı içinde, kalplerimiz yerinde durmuyor, taşıyor. Bu insanlar senin sayende insan, bu gençlik senin sayende ayakta ve bu toprak senin sayende hürdür. Hepimiz sana minnettarız Atatürk…

Fevzi GÜNENÇ


[1] Mesut Tarcan (Bandırma Vapuru - Şiir) [2] Sabih Şendil (İstiklâl Savaşında M. Kemal - Şiir) [3] Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi'nden mülhem: Türk gencinin Ata'ya hitabı.