Gaziantep Müdaafası'nda üstün kahramanlıklar gösteren ve bu uğurda Şehit düşen Şahin Bey'in şehadetinin 24'üncü yıl dönümü münasebetile çok değerli Mebusumuz Ömer Asım Aksoy 28 Mart 1944 Salı akşamı saat 19.45'te Ankara Radyosu'nda Şahin'in hayat ve kahramanlığını yayan bir konuşma yapmıştır. Bu hitabeyi aynen alıyoruz:

Karşı dağda kara çadır ordu var;

Herkesin bir vatanı var, yurdu var;

Anteplinin yüreğinde derdi var;

Anteplinin yüreğinde derdi var;

Vatan için ben bu dağda gezerim.

Ezgisi de sözü kadar içli olan bu türküyü, yirmi dört sene evvel, halk şairleri, Antep müdafaasında ilk fedailer kafilesinin başı olan Şahin için söylemişlerdi.

Bir gün yurdu müdafaa etmek lazım gelince, her yaştan ve her işten Türk çocukları, diz boyu karla örtülü, yalçın dağ başlarını, yumuşak döşekli, ılık yatak odalarından üstün tuttular: sapan kullanan kollar silâha, çekiç sallayan bazular bombaya, kalem tutan eller süngüye sarıldılar. Tüfeği sapandan, bombayı çekiçten, süngüyü kalemden daha ustaca kullandılar.

Kurtuluş savaşımız, insan muhayyelerinin ancak esatirî kahramanlara inat ederek yaratabildikleri olağanüstü hadiselerin gerçekleşmiş destanıdır. Gaziantep müdafaası bu destanın parlak bir sahifesi ve Şahin, o müdafaanın şanlı bir kahramanıdır. Şahin adı, her biri ayrı ayrı efsanevi harikalar yaratmış olan altı bin Antep şehidinin sembolü olmuştur.

Size bu saatte, on bir ay süren ve her gün bi şehamet şaheseri olan Antep müdafaasındaki esatirî hamasetlerden bahsedecek değilim. Bugün Şahinin şehadetinin 24üncü yıldönümüdür. Bu münasebetle yalnız onun kahramanlıklarından bir sahife açmak ve aziz hatırasını saygıyla anmak isterim.

Şahin, birinci dünya harbinde cepheden cepheye koşup yaralar almış, düşmana esir düşerek bir çok esaret acıları çekmiş, küçük rütbeli bir subaydı. Doğup büyüdüğü yer olan Antep'e döndüğü vakit memleketimizin o zamanki birçok bölgeleri gibi burası da yabancılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu. Fakat yurtta mukaddes ateş tutuşmuş; güneyde Urfa, Maraş; Adana ve Antep'te asıl heyecan kaynamaya başlamıştı.

Şahin, ailesini bile görmeden, ayağının tozuyla dağa çıktı. Halk türküsü:

Anteplinin yüreğinde derdi var.

Mısrayla, o zamanki iç acımızı yanık yanık ifade etmekte, hemen bunun arkasından:

Vatan için ben bu dağda gezerim.

Diye erkekçe haykırmaktadır. Bu mısralar, gazianteplilerin 25 sene evvelki ruh haletini, bütün o duygu ve hareketlerin bir remzi gibi tanınan Şahinin ağzıyla nesillere ve asırlara nakletmektedir.

Evet, Şahin dağa çıktı; adına pek yakışan Balaban dağlarında yuvasını kurdu. Şehir içine yerleşmiş ve yırtıcı pençesini ciğerlerimize atmış olan düşmanı mahsur ve aç bırakmak için, ona Halepten erzak ve cephane gelebilecek yolu kesiyordu. Antep Müdafaası'nın şehir kapılarındaki ilk silahlarını 8 Mart 1920'de Şahin Bey çetesi atmıştır. Düşmanın toplar himayesindeki piyade ve süvari birkaç bölük kuvveti Şahinle yirmi arkadaşının mucizeler yaratan kahramanlıkları karşısında bozulup kaçtı.

Fakat düşman, Antep içindeki garnizonunu açlıktan kurtarmak istiyordu. Bundan on gün sonra daha büyük bir kuvvetin himayesinde yeni bir erzak kolunu yola çıkardı. Yağmurlu, sisli bir gündü. Şahin seve boğazını tutmuştu. Düşmanla akşam karanlıklarına kadar çarpıştı. Onları da bozgun, perişan bir halde geri dönmeğe mecbur etti.

Şahin yolu kesmişti ve Antep içindeki işgal kuvvetleri üç aydır erzaksızdı.

Düşman bu sefer büyük hazırlıklarla ve daha büyük kuvvetlerle yola çıkmak zorunda bulunduğunu anlamıştı. 25 mart 1920de, üç piyade taburu, bir süvari bölüğü, bir dağ bataryası, bir istihkam takımı ve 400 nakliye arabasından mürekkep bir kolu yola çıkardı. Şahin Bey çetesi 200 kişiden ibaretti ve beş kilometrelik bir cephede müdafaa tertibatı almak lazım geliyordu.

Nisbetsiz sayı farkına, top ve makineli tüfek ateşlerine, maddi şartların bütün bu müsaadesizliklerine rağmen Şahin, ilk gün düşmanla altı buçuk saat savaştı. Onlara haylı zayiat verdirdi. Fakat kendisinin kuvvetleri de çok yoruldu ve yıprandı. Gece geldi. Şahin yeni ve müsait bir hatta çekilmek lüzumunu duydu. Kazıklı ve Kertil sırtlarına çekildi. İkinci gün, burada boğuşmaya başladılar. Şartlar aynı nisbetsizliği muhafaza ediyordu. Harp akşama kadar sürdü. Ve Şahin bu defa Bostancık sırtlarına çekilmek mecburiyetinde kaldı. Üçüncü gün, Bostancık ve Almalı sırtlarında iki taraf birbirine girdi. Bütün gün devam eden çarpışmalardan gök kubbe inliyordu. Bu, dördüncü gündü. Ve bugün, 24üncü yıldönümünde bulunduğumuz 28 marttı. Düşman şafakla beraber kuvvetli topçu ateşi himayesinde şiddetle taarruza geçti. Dört saat süren çetin bir mücadeleden sonra Bostancık'ın şimal sırtlarındaki sağ kanadımızı çekilmeğe mecbur etti. Şahin merkezde idi. Fakat bulunduğu yerden sağ kanadın durumu görülmüyordu. Ancak Almalı sırtlarındaki sol kanadın zayıfladığını gördü, o tarafa koşmak istedi. Geceden Dokurcum değirmenine gönderdiği hayvanını yerinde bulamadı. Bindiği cephane beygiri de yürümüyordu. Bu sırada sol kanat siperlerimiz boşaldı ve düşman Dokurcum değirmeni üzerindeki tepeye çıkıp Şahini elli metreden ateş altına aldı. O, beygirden indi, Almalı köprüsünün yanında müdafaaya başladı. Daha evvel demişti ki: “Düşman arabaları cesedimi çiğnemedikçe bir tek düşman Antebe giremez.” Şimdi kırılmış iki kanat ortasında adeta tek başına o muazzam kuvvete-i geri çevirmeğe uğraşıyordu. Etrafını yüzlerce düşman süngüsü sarmıştı. Şahin, önüne geleni bir hamlede yere seriyor, sağındakini tepeliyor, solundakini deviriyordu. Üçünü, beşini, sekizini, onunu yere yuvarladı. Bu sırada karnından zalim bir süngü yarası aldı. Yaralanan arslan kükredi; bir yıldırım hızıyla, o süngüyü kullanan elleri parçaladı ve onunla birlikte on ikinci, on üçüncü, on beşinci düşmanı da ezdi. Yönünü hangi tarafa çevirse, süngüler uzaklaşıyordu. Fakat sağına dönse solundaki, arkasına yönelse önündeki hücum ediyordu. Yine de o, bir orak gibi etrafındakileri biçiyordu. Meşum biran, arkadaki sinsi bir düşmana fırsat verdi: yaralı arslanın sol kulağının arkasına hain bir süngü saplandı. Şahin, ateş saçan gözleriyle dönüp bu namerdin üzerine atıldı; bir vuruşta onu da ötekilerin yanına gönderdi.

Lakin.. oh; işte bağırsakları dışarı fırlamış, şah damarından boşanan kanlar, onun aziz vücudunu Türk bayrağı gibi sarmıştı. Artık içinde dolaşacak kan kalmayan bileklerinin son kuvvetiyle on yedinci ve on sekizinci düşmanı da kara toprağa yuvarladıktan sonra, olduğu yere yıkıldı Ve işte, “ölmeden evvel düşman kuvvetlerini Antebe bırakmayacağına dair olan” namus sözünü yerine getirmişti. Ruhu semalara yükselmişti.

Şimdi ben, ne vakit Balaban yazısından geçsem, Büyük aşık Yunus’a uyarak içimden şu beyti okurum.

Şah Balaban, Şahin doğan, ne hoş övmüş anı öven

Şahin zayıf düşse dahi Şahinlikten kalır değil.

Ve Almalı Köprüsü'nün yanına gelice, onun “dışı sükut ile maneli, derunu mahşer” olan taşı önünde saygı ile eğilir; yine içinden Halk şairlerinin onun hakkında söyledikleri türlü türkülerden mısralar tekrarlarım:

Düşman toplarını Beşgöz’e kurdu

Attığı mermiler Antebi vurdu

Şahan Bey uğruna gem kimi durdu,

Ünün Ankaraya gitti Şahan Bey!

Karşı dağa düşman topu kuruldu,

Çetelerim bölük bölük derildi,

Şahan Bey de Almalı’da vuruldu,

Vatan için ben bu yolda ölürüm.

Şahanı sorarsan otuz yaşında

Süngüyle delindi köprü başında.

Çeteler oturmuş Ağlar başında,

Uyan Şahan uyan! Gör neler oldu!

Aziz Dinleyicilerim,

Menkıbesini başlarımız göklere kalkarak, yüreklerimizin heyecanı göğüslerimizi kabartarak tekrarladığımız bu kahramanı, sağlığında görüp de onun cazibesine tutulmamış kimse yoktur. Onda etrafındakilere hemen saygı ve inan telkin eden bir hal vardı. Sözleri samimiliğin, imanın ta kendisi idi. Her cümlesi, gönüllerde bir azim meşalesi yakardı. Feragat ve fedakarlığın, ahlaki faziletlerin en temiz, en yüksek örneklerinden biri idi.

Şahin, bütün Anteplilerin ve o civar halkının gönlünde 24 seneden beri efsaneleşmiş, ilâhi bir kahraman olarak yaşamaktadır. Zaman, onun kutsal adına zerre kadar toz kondurmuyor. Bilakis kendisine karşı beslenen taşkın duyguyu kat kat arttırıyor. Bunun için şahadetinin 24'üncü yıl dönümü olan bugün, Gaziantep'te hatırası büyük törenle tebcil edilmiş; 9 sene evvel, altı bin Antep şehidi adına şehirde Çınarlı’da dikilmiş olan anıt gibi, bugün de Almalı Köprüsü yanında onun kanıyla sulanmış olan toprak üzerine dikilecek yeni bir anıtın temeli atılmıştır.

Bu suretle, değerbilir hemşehrilerim, Şahin için 24 yıldan beri dillerinde, destanlarında, türkülerinde, kalplerinin en sıcak köşelerinde yaşattıkları duyguyu, anıt halinde belirtmektedir. Vefa, TÜrkün millî bir hasletidir. Feragatli yurt çocuklarının hizmetlerini, aradan 24 sene değil, 24 asır geçse bile, ilk günün heyacanını taşıyarak anarız. Şehit Şahin anıtı da, Çınarlı’daki şehitler anıtı gibi, bu toprağın fezasında yer yer yükselen başka anıtlar gibi, bugünün ve yarının çocuklarına kurtuluş savaşımızın hayallere bile sığmayan kahramanlık maceralarını mermerlerin, granitlerin ve tunçların diliyle anlatacak ve derslerin en büyüğünü, en kutsalını öğretecektir.

Maddi, manevi bütün kuvvetlerini yurt ve istiklal için vakfetmiş olan ve bugün hür bir vatan üstünde istiklalin temiz havasını teneffüs eden hayattaki kahramanlıklarımızı minnetle selâmlar, bu uğurda canlarını feda etmiş olanların manevi huzurunda saygı ile eğilirim.