Şakir Sabri Yener üstadımın Gaziantep Büyükleri adlı eserinin zeyl kısmında ehemmiyetsiz bir surette bahsedilen Sait Sabit, Gaziantep’in orijinal simalarından birisidir.

1300 (1884) yılında doğdu. Babası İmamhocaoğulları’ndan Hacı Sabit Efendi, annesi Serdengeçti soyadıyla anılan Hacı Arif Ağalardan Hamide Hatun’dur. İlk tahsilini Gaziantep Rüştiyesinde (şimdiki Cumhuriyet Okulu) yaptıktan sonra Bülbülzade Abdullah Edip Efendi’nin müderrislik ettiği Medrese-i İlmiye’de tamamladı. Burada başladığı Arapça ve Farsçayı kendi kendine çalışarak ilerletti. Ayrıca yine kendi kendine Fransızca öğrendi.

İcazet almak için Urfa’ya gittiği vakit, orada yeni kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti için ateşli bir konuşma yaptı. Bunun üzerine o zamanki Urfa hocaları bu yaman adama icazet vermekten kaçındılar. Bu hadise Sait Sabit’in hayatında mühim bir dönüm noktası oldu. Mollalık yolu kapanan merhum, kendini siyasete kaptırdı. Yıllarca politikanın çetin yollarında dolaştı.

Sait Sabit’i bir aralık orman memuru, Gaziantep Amerikan Kolejinde Fransızca öğretmeni olarak görüyoruz. Birinci Dünya Savaşı patlayınca Antep Askerlik Şubesinde görev aldı. Gaziantep müdafaasında fikir cephesinin en ateşli bir askeri idi. Bu savaş sırasında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Antep Şubesinin başkatipliğini yaptı. Ankara’ya, Milletler Cemiyeti’ne yazılan birçok yazı onun kaleminden çıktı. Mütarekede Fransızlarla yapılan konuşmada Tümen Komutanı İrfan Bey’in tercümanlığını yaptı.

Harpten sonra dava vekilliğine başladı. Bir aralık Şefik Barlas ile ortak çalıştı. Bu arada Gaziantep’te yayımlanan Halk Dili ve Gazi Sancak gazetelerinde takma adlarla başyazı ve mizahi fıkralar yazdı. Cumhuriyet’in ilanını takip eden günlerde Gaziantep’i ziyaret eden ve birkaç gün burada kalan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile tanıştı. Büyük edip ona derhal ısındı. Sohbetlerinden hoşlandığı, rindâne şiirlerini takdir ettiği merhumu gidinceye kadar yanından ayırmadı.

Sait Sabit, ömrünün son günlerini şahsi ve ailevi sebeplerle göçtüğü Birecik’te geçirdi. 9 Şubat 1930’da vefat ederek Birecik’e gömüldü.

Sait Sabit çok şen, nükteci, şakacı, hoşsohbet, meclisine doyulmaz bir zattı. Çok ileri görüşlü, medeni kafalı bir adamdı. Atatürk inkılaplarını takdirle karşılar, hemen benimserdi. Vatanseverdi, milliyetçiydi. Giydiği hasır fesin mikası altında Mehmet Emin Yurdakul’un:

Yeryüzünde her kim Türk’e düşmansa Onun kanı bizim için Kevser’dir. O kanlarla hatta Kâbe boyansa Ora bize şafak doğmuş bir yerdir.

kıtası yazılı bir kâğıt taşırdı. Ziyaret ettiği ana mektebinin hatıra defterine "Beşiğini sallayan el cihana hâkimdir." cümlesini yazmıştır. Sonra bu cümle okulun bayrağı üzerine işlenmiştir. Çok hassas ve zeki bir adamdı. İshak Refet ve Zeki Savcı’ya yazdığı mektuplar bu hassasiyetin örneklerini taşımaktadır. İshak Refet merhuma yazdığı bir mektubun başındaki şu dört mısra ne kadar içlidir:

Me’vâyı seversen dergâh-ı yâre, Bir bir ahvâlimi kıl beyân nâme. Gizli sırlarımı söyle dildâre, Açılma ağyâre el-aman nağme.

Sait Sabit’in ilk edebiyat zevkini hocası şair ve âlim Bülbülzade Abdullah Edip rahmetliden aldığını, maharetle kullandığı aruzu da ondan öğrendiğini tahmin ediyoruz. Nazmı kadar nesri de kuvvetliydi. Daha medrese sıralarında iken kendi el yazısıyla haftalık bir gazete çıkardı. Edebî şahsiyetinin en karakteristik tarafı mizah ve hicve olan büyük istidadıdır. Bu kabiliyet nazım ve nesirde aynı kuvveti taşır.

Sait Sabit’in derli toplu ve matbu bir eseri yoktur. Elde mevcut edebî mahsulleri; yukarıda arz ettiğimiz gibi Halk Dili ve Gazi Sancak gazetelerindeki fıkraları, arkadaşlarına yazdığı mektuplar, bir de "Katil Papaz" adlı piyesidir. Dağınık surette birkaç da şiiri mevcuttur. Ne yazık ki yazdığını duyduğumuz birçok nefes ve kıtasını elde edemedik.

1326 (1910) yılında yurdun her tarafında büyük bir tabiat hadisesi olarak anılan büyük kar için Basın Umum Müdürlüğü bir tarih düşürme müsabakası açar; buna Sait Sabit de katılır. "Kar yağdı" ibaresiyle sehl-i mümteni denecek bir buluşla tarih düşürür. Müsabakayı kazanır. İkramiye için konulan Kamus-ı Âlâm’ı alır. Bugün Dayı Ahmet Ağa Okulunda öğretmenlik eden oğlu Muzaffer Adil’in adına da tarih düşürmüştür.

Sait Sabit’in elimizde şiirleri mevcuttur. Bunlardan bir kıtası mürtekip ve rüşvetçi bir kimse olan zamane kadısı hakkındadır. Kıtası şudur:

Muhtelif renk ile eşek boyamak sanatını Kayseri halkına vermişti Hudâ mazide Şimdi Antepli de bu sanata rağbet etti, Hünerin işte serapa görünüz Kâzî’de.

Mürtekip kadıdan bizar kalan halk, bir gün Pazar Hamamı civarından geçerken başına bir teneke boya dökerler. Bu hadise üzerine Sait Sabit yukarıdaki kıtayı yazar. Bir sabah sokağa çıkanlar, bu kıtanın büyük harflerle yazılmış kopyalarını köşe başlarına yapıştırılmış olarak görürler. Şu kıtayı da Basmacıoğulları’ndan hiciv şairi Emin Akpolat’tan aldım:

İhtiyarlık mı züğürtlük mü daha güçtü acaba? Diye sormuştu bana bir siyah eçhel ebter. Şöyle bir hâline baktım da o miskin herifin: İhtiyarlıkla züğürtlük ikisinden de beter.

Ancak bir kısmını elde edebileceğimiz şu parça şairin diğer oğlu Ali Şefik’ten alınmıştır:

Deli rüzgâr, çılgın rüzgâr Uyuyorsa haydi uyar Git zülfünü et târumâr Güller açsın yanağında.

Benim gibi bî-karar mı? Âşığını hiç arar mı? Dikkat eyle bir sır var mı Şafak rengi dudağında?

Bazı kimseleri incitir endişesiyle bir kıtasıyla hece vezniyle yazılmış bir gazelini buraya alamıyoruz. Gaziantep’te ve Birecik’te yazdığı iki de yağmur duası vardır. Ne yazık ki bunları elde edemedik.

Cemil Cahit GÜZELBEY