(Geçen sayıdan devam)
Üçüncü Mustafa vefat etmiş, Osmanlı İmparatorluğu tahtına kardeşi Birinci Abdülhamit çıkmıştı. Şah Sultan şimdi amcasının himayesi altında bulunuyor ve sıkıntısız bir hayat geçiriyordu. Sultan, ilk nişanlısına ait hiçbir şey bilmiyor, ikinci nişanlısından da hayalinde ancak bir sürü ziynet eşyası taşıyordu. Aradan bir hayli yıllar geçmiş, Sultan’ın yaşı on sekizi bulmuş, evlenme çağına gelmişti.
Şah Sultan’ın izdivacı 1778 yılında oldu. Birinci Abdülhamit, kardeşinin kızına koca olarak Kara Silahtar diye tanınmış olan Silahtar Mehmet Efendi’nin (meşhur Kara Vezir Mehmet Paşa) kardeşi, kapucu başılardan Mustafa Ağa’yı seçmişti. Bu intihap üzerine Mustafa Ağa’ya sadrazam huzurunda önce Rakka Eyaleti tevcih edilerek vezirlik hilati giydirilmiş, bundan sonra da Şah Sultan’a koca olacağı, Osmanlı hanedanına intisap edeceği için bol yenli samur bir kürk giydirilmiştir. Mustafa Paşa’ya kısa bir zaman sonra nişancılık vazifesi verildi.
Nikah töreni Ramazan’ın onuncu günü oldu. Merasimde kızlar ağası Şah Sultan’a vekâlet ediyor, Mustafa Paşa’nın vekilliğini kapı kethüdası yapıyordu. Belirli bazı kimseler de şahit olarak seçilmişlerdi. Nikâh geleneğe uygun bir şekilde kıyılmış, nikahtan sonra dualar olmuş, hazır bulunanlara çeşitli hilatlar giydirilmiştir.
Birinci Abdülhamit, büyük kardeşinin kızını evlendirmekte acele ediyordu. Şah Sultan’a, Çağaloğlu civarında büyük bir konak hazırlandı. Sultan’ın eşyası (çeyiz) alayla buraya nakil olundu ve yerli yerine yerleştirildi. Hazırlıklar bittikten, eksikler tamamlandıktan sonra gelin alayı yapıldı.
Şah Sultan’ın gelin alayı çok mükellefti. Alayda sadrazam, şeyhülislam, bütün vezirler ve ileri gelen devlet memurları, kapucubaşılar hazır bulunuyorlardı. Bunların hepsi de resmî elbiselerini giymişlerdi.
Şah Sultan süslü ve ziynetli bir arabaya binmişti. Arabanın etrafında bu gibi merasimde bulunması gereken memurlar yürüyorlardı. Alay hareket ettikten sonra Cebehane, Soğukçeşme, Şengül Hamamı yolu ile At Meydanı’na, buradan da Peykhane Sokağı takip edilerek Divan yolu’na çıkıldı ve Saliha Sultan Sarayı önünden geçildikten sonra Çağalazade Konağı yakınlarında Şah Sultan için hazırlanmış olan büyük konağa gelindi. Gelin, saray kadınları ve cariyeler tarafından karşılanarak içeri alındı. Perşembe günü akşamına kadar sultan sarayında eğlenceler tertip olundu, ziyafetler verildi, yenildi ve içildi. Gecesi de lüzumlu merasim yapılarak Mustafa Paşa ile genç sultan evlendiler.
Sultan düğünlerinin ertesi günü, aile reisi olan padişahların düğün evine gelmeleri, sultan ile damadı ziyaret ve taltif eylemeleri eski bir âdetti. Bu yüzden Birinci Abdülhamit, düğünün ertesi günü cuma namazından sonra yeni evlileri ziyarete geldi ve akşama kadar kalarak eğlendi. Bu ziyaretinde sultan tarafından padişaha mükellef bir ziyafet verilmiş, Mustafa Paşa da bir at takdim etmiştir. Birinci Abdülhamit, yeni damada bol yenli bir samur kürk giydirdikten sonra konaktan ayrılmış, Damat Paşa ise padişahın maiyetine elliye yakın saat hediye eylemiştir.
Şah Sultan ile Mustafa Paşa’nın bir müddet sonra bir çocukları dünyaya geldi. Altı ay kadar ancak yaşayan bu çocuk hakkında söylenenler karışıktır. Bazı rivayetlere göre Aliye Sultan diye ilân edilen bu çocuk hakikatte erkek ve adı Ali imiş ve doğumundan az bir zaman sonra Birinci Abdülhamit tarafından ileride saltanata ortak olur korkusu ile idam edilmiş. İkinci ve doğru bir söze göre Şah Sultan, Mustafa Paşa ile izdivacından sonra bir kız doğurmuş. Buna Aliye adı verilmiş, ama kızcağız çok yaşamamış, altı ay sonra ölmüş.
Üçüncü Selim padişah olduktan sonra kız kardeşlerini (Şah Beyhan, Hatice Sultanlar) resmen ziyaret etti. Bu ziyaretler cuma selamlığından sonra yapılıyor ve sultanlar tarafından padişahın şerefine ziyafetler veriliyordu. Yeni padişah ilk ziyaretini Şah Sultan’a yaptı. Çünkü sultan, Üçüncü Mustafa’nın hayatta bulunan çocuklarının en büyüğü ve evli olanı idi. Sultan, kardeşi şerefine çok mükellef bir ziyafet verdi.
Üçüncü Selim Osmanlı tahtına çıktığı sırada Ruslarla muharebe devam ediyor, imparatorluk para sıkıntısı çekiyordu. Hiçbir yerden para bulunamamış, bu yüzden saray ve konaklardan altın ve gümüşten yapılmış bazı eşyanın toplanmasına ve bunlardan para kesilmesine karar verilmişti. Bunun neticesi olarak başta padişah olmak üzere şehzadeler, sultanlar, kadın efendiler, devlet memurları ve ileri gelen birçok aileler ellerinde bulunan bazı evaniyi darphaneye göndermeye başladılar. Bu eşya darphanede tartılıyor, sonra eritilerek para kesiliyor, devletin malî sıkıntısı bu suretle giderilmek isteniliyordu. Bu arada Şah Sultan da devletin sıkıntılı durumuna bir yardım olmak üzere kendisine ait bazı fazla eşyayı (gümüş leğen, ibrik ve saire gibi) darphaneye göndermişti. Tarih, Şah Sultan’a ait eşyanın tartıldığını ve bunun 37.865 dirhem geldiğini söylemektedir.
Şah Sultan zamanını İstanbul’un çeşitli yerlerindeki saray ve konaklarında geçiriyor, zevci Mustafa Paşa da İstanbul’da bulunduğu vakitler kendisinden ayrılmıyordu.
Şah Sultan, Üçüncü Selim’in zamanında rahat bir hayat yaşadı. Kardeşinin ıslahat hareketlerini ve bu konu üzerinde atılan adımları, yapılan işleri gördü. Bazı geri fikirli kimselerin, bu arada belli başlı bir ıslahat düşmanı olan kocası Mustafa Paşa’nın kötü niyet, fikir ve teşviklerine şahit oldu ve 1802 yılında henüz kırk iki yaşlarında iken vefat etti. Şah Sultan’ın cenaze namazı, babası Üçüncü Mustafa tarafından yaptırılan Lâleli Camii’nde kılındıktan sonra Edirnekapı yolu ile Eyüp’e götürüldü ve akşam namazından önce bu civardaki türbesine gömüldü.
Şah Sultan zengin bir kadındı. Babası tarafından kendisine geniş gelir kaynakları tahsis olunmuştu. Sultan servetini iyi ve idareli kullanır, hayır işlerine yakından ilgi gösterirdi. Fakirleri himaye eder, düşkünlere elden gelen yardımı yapardı. Çok dindardı. Zamanını ibadetle geçirir, sevap kazanmak için çalışır, düşkünlere destek olmaya büyük önem verirdi.
Şah Sultan, Bab-ı Âli’ye yakın Yeşildirek denilen yerde Şah Sultan Çeşmesi diye anılan güzel bir çeşme yaptırmış, bol su akıttırmıştır. Bugün harap bir durumda bulunan bu çeşmenin üstündeki kitabe İzzet Efendi tarafından söylenilmiş olup tarihi 1207—1792 yılını göstermektedir.