Şimdi kılıncı ta Arş-ı alâ'ya astın; çünkü şu düşkün ihtiyarın gönlünü almaya kasdettin varol bin yaşa Inayet Bey vasıtasıyla irsaline lütuf ve inayet buyurulan kutu muhteviyatı al yeşil yedi renkten ibaret helva, yedi kat yer ile gök kadar ve belki daha ziyade yani nüh felek derecesinde beni memnun eyledi. Bu hediye nefsi zalim bîiyman ve bîemanın pek hoşuna gitti. Eleman bu gaddarın elinden 90 seneden beri bu zalimin ne gözünü doyurabildim, ne de gönlünü görebildim. Bir belâsı karnı dibi delik çuvala benzer. Şairi meşhur malum Muallim Ferit Bey Efendi, hakimane bir söz söylüyor; yetmiş seneden beri .... ile boğazım arasında günlük yani kuburluk etmekten ve bu müstekreh vazifeyi daima görmekten usandım diye canından şikayet ediyor. Ben ise bu şikayete doksan senedir devam ederim, halime ne bakan var ve ne bu halden çakan var; böyle çürük feryad-ü- figanları okuyan kim dinleyen kim, böyle çekip gitmeli Allah iman versin.

Şimdi sen bihakkın yedi iktidara keskin bir kılınç aldın, bir zaman da sen kes ve sen biç bakalım. Hazreti Behçet biz devranı size devredip gideceğiz.

Tası hammamest in dünyayı dûn

Her zaman, derdesti napâki diğer kâr benobet

İnşallah sizin nöbet çok uzun ve işiniz daima muntazam ve mevzun olur.

Ey kara gözlü ve beyaz ve temiz özlü Doktor hazretleri.

Çeşm-i siyahımdan bir şafi haber getiren var mı ola? Yollarda şimdi türküsünü, bundan seksen iki sene evvel daha benim ağzımdan süt kokusu gitmediği ve söze sohbete aklım ermediği ve şöyle böyle işlere gücüm yetmediği bir zamanı mesutta rahmetli validemden işitmiş ve onun pek muhrik ve çok hazin sadasına bu yaştan sonra bu kıza nişan takmak ve Din-i Muhammedi üzere ağırlık vermek ve üstüne başına elbise-i fahire ile zi-kıymet taşlar takmak davullu zurnalı düğün değil; dört gün yapmak üzere tedarikat-ı azime ile uğraşmak üzereyim; Allah mübarek eylesin âmin.

Bizim Ferit, abaza güruhunun ağaca tapan taifesinden; başında dişi erkek haylice cemaati olan bir insandır. Geçen gün beni görmek ve halimi sormak üzere bize gelmişti. O biçare de şeker hastalığı var; onun üzerine nüzul gelmiş, amma afiyete yüz tutmuş. Dilinde biraz ağırlık var, amma artık yürüyebiliyor ve konuşuyor; haylice müsahabet ettik. Onun kız çocukları, cinslerinin iktizası güzel olurlar. Beş altı sene evvel bir kız evlâdı dünyaya gelmiş; ben de talip olmuş, kendi de vermiş ve böylece nişanlı olmuş idik. Sonradan bir kızı daha olmuş; bu kız evvelkinden daha güzel. Eskisini bozduk, nişanı yenisine koyduk. Bu hikâyeden maksat, sen vermem filan diye yükünü bilmem nere depersen, elinde semer kapatmak için bir sırt arayan kızların hesabı var.

Latife bir taraf doktor senin bir an evvel gelmeni babamız hayrına arzu etmiyoruz. Hep senden bitecek işimiz ve deva edilecek derdimiz var. Ben aşağıdan yukarıya ablan da yukarıdan aşağı ilel ve emraz yüklü malûl biçareganız vesselâm.

Bunaklık kırk konaklık yerde olsa hatta Antep'in mesiregâhı meşhuresinden olan Kavaklık namındaki mahalli zevk-ü safasında bulunsa gidip arayıp bulmak ve o şerefe nail olmak zahmetini ihtiyar etmeyi değer bir rahatlıktır.

Eğer böyle olduğunu bilseydim bundan bir hayli zaman mukaddem arar bulur maksadıma nail olurdum. Herne ise o demler geçti; at alan da Üsküdar'ı savuştu, şu biçare ihtiyar da hasretine kavuştu.

Mahalli hücumu gam ve âlâm olan insanın kafatası boşalmış, tamtakır olmuş, atlıkarıncalar cirit oynuyor, tasın sahibi de zıpzıp sıçrıyor. İşte bunaklık buna derler. Elhamdülillah, kurtuldum gam ve mihnetin elinden ve bilip bilinmeyenin dilinden. Bu hale sahibi ihtişam Seyyaf Z. Abdülkadir Behçet Efendi hazretleri namzetlidir.

Yazan: Arif BİLEN