İki ay süren uğursuz bir seyahat dönüşünde otobüs Narlı-Gaziantep yolunda ilerlerken, içimi kemiren binbir şüphe ve acı ile kah yolun çabuk bitmesini, kah ilelebet uzamasını istiyorum.
Kalbim göğsüme yırtarcasına çarpıyor. Bir şey görmemek, duymamak için bütün varlığımla uçuruma yuvarlanmayı diliyorum. Fakat beni hep ıztırap içinde görmek isteyen Tanrı bu dileği de kabul etmedi. Antep göründü; yanıp sönen pırıl pırıl ışıklar ile…
Otobüs koşuyor; beni büyük şüphenin acı hakikatine yetiştirmek için…
Kardeşimin büyük ideallerle dört sene taban döşediği lisenin önünde bir an duruyoruz. Her şey yerinde ve eskisi gibi. Sinemalar eğlence yerleri, ışık, hareket ve kalabalık. Hiç bir şeyde onun ölümüyle açılan yokluk hissedilmiyor. Gene ol Âlem, gene devran; ol devran...
Garajdan eve kadar iradesiz bir sürüklenişle ayaklarım beni zor taşıyor. Kapıyı çalarken dünyanın en büyük korku, heyecan ve tahlit edilmeyen bin bir duygusu ile çırpınıyorum. Heyhat! Şüphenin büyük bir hakikati. Ayten'i kaybedeli elli gün olmuş. Elli gün benden saklanan acı hakikat...
Yarabbi! Üç yıl evvel vurduğun darbe seni doyurmadı mı? Sevdiklerimi birer birer yokluğa çekerken acaba nasıl bir haz, gurur duyuyorsun?...
Ayten henüz hayatın baharını sürüyordu. Kendisi serapa bahar; ışık, renk ve güzellik yığını idi. Yuvayı aydınlatan, ablanın ıztıraplarını küçük varlığı ve neşesiyle avutan aziz yavrum. Sana kıymak Tanrı'nın ululuğuna nasıl yakıştı?
Canhıraş ve yaylar gecenin sessizliğinde ortalığı çınlatırken hâlâ senin merdivenlerden süzülerek inmeni, "Yalan abla, ben ölmedim, buradayım!" diye beni kucaklamanı bekliyorum. Her zaman olduğu gibi senin ölümünde de senden teselli bekliyorum . Odaları dolaşıyorum; sana ait her şey kaldırılmış fakat her yerde sen varsın ve her şey seninle dolu. Ama neredesin niçin gelmiyorsun canım yavrum? Tanrım seni kolay vermeyeceğimi bildi de onun için mi benim yokluğuma rastlattı senin ölümünü? Evet, evet... Ben seni vermezdim, veremezdim…
Senin ölümünle bağrımda açılan yara o kadar derin ki onu ne yılların üst üste yığını ne mukadderatın çeşitli seyri, ne şu ne bu; hiç bir şey kapatamaz, Yarabbi… Yavrumu bağrımdan koparıp kara toprağa soktun; acıların en büyüğü ile beni yaraladın. Şimdi de yuvamızı, neşeli varlığı ısıtan mariz bir ananın son istinatgâhı olan baharımızı, neşemizi, güzel Ayten'imizi alıyorsun… Niçin?
Ulu Tanrı, ne yapalım. Senin kudretin karşısında acizle ağlamak çırpınmaktan başka ne gelir elimizden? Tanrım, bari sabır ve metanetimizi artır.