Şehrimizin nadir yetiştirdiği kıymetlerden biri olan Sayın Ömer Asım Aksoy’a mektupla sorduğumuz suallerin cevabını aynen yayımlıyoruz:
Aileniz, çocukluğunuz hakkında bilgi verir misiniz?
1898’de Antep’te doğdum. Babam Şevketzade Abdurrahman Efendi’dir. Küllüzade Müftü ve Şair Saip Efendi ile Halep Divan Efendisi Küllüzade Şair Şevket dedelerimdendir. Annem Bayramzade Fatma Hanım’dır. III. Selim zamanının meşhur âlimlerinden ve devlet adamlarından Hoca Münip de bu taraftaki dedelerimdendir. Sekiz yaşımda iken babam, on yedi yaşımda iken annem öldüler. İlk tahsilimi Antep’te Balıklı’daki Mahmudiye Mektebinde, rüşdiye tahsilimi de Antep’in biricik rüşdiyesi olan Sarı Mektepte yaptım.
(Fotoğraf: Ömer Asım AKSOY - 1958)
En çok faydalandığınız, tesiri altında kaldığınız öğretmenleriniz kimlerdi?
İlkmektepte Taşçızade Abdullah Efendi ve Altuncuzade Mustafa Efendi hocalarımdı. Rüşdiyede de önce İzrapzade Abdullah Efendi (Dr. Mecit’in babası), sonra Kütahyalı İbrahim Hilmi (Konuralp) başöğretmenimdi. Yüksek tahsildeki profesörlerim de içinde olarak en çok faydalandığım, tesiri altında kaldığım ve hayranı olduğum hocam İbrahim Hilmi Konuralp’tir. Bu zat Antep maarifine yeniliği getiren ilk öğretmen olmakla birlikte bilgisi, öğretmenlik nizamı, ahlâkı ve feragati ile örnek bir insan ve örnek bir öğretmendi. Antep maarif tarihine altın kalemle yazılacak, hatta heykeli dikilecek bir adamdır. Şimdi emekli olarak Kütahya’da oturmaktadır.
Orta tahsilinizi nerede yaptınız?
Rüşdiyeyi bitirdiğim zaman (1911) Antep’te orta tahsil veren bir okul yoktu. O yıl şehrimizin zengin maarifseverleri bir özel ortaöğretim okulu açtılar, adı Ayn-ül Maarif İdadisi idi. Oraya girdim. Bir buçuk yıl sonra resmî Ticaret İdadisinin açılması üzerine Ayn-ül Maarif İdadisi kapatıldı, bütün öğrenciler Ticaret İdadisine geçtik. Ticaret İdadisinin son sınıflarında iken rüşdiye mektebinin resim öğretmenliğini de yaptım. 1916’da Ticaret İdadisini daha önceki okullarım gibi sınıfımın en ileri öğrencisi olarak bitirdim. Birinci Dünya Harbi'nin içinde idik. Yüksek tahsile devam etmem imkânsızdı. Bu sırada Halep Posta ve Telgraf Başmüdürlüğünde açılan bir müsabaka imtihanını kazanarak Halep posta ve telgraf memur mülâzımı, altı ay sonra da memur oldum. Bir yıl kadar Halep’te kaldıktan sonra Antep posta ve telgraf memurluğuna tayin olundum.
Antep Harbi sıralarında neler yapıyordunuz?
Birinci Dünya Harbi bitti, mütareke oldu, Antep İngilizlerin işgali altına girdi. Telgrafhanede İngiliz telgrafçılarıyla birlikte çalışırdık. Özel olsun resmî olsun, bütün telgraflar İngiliz sansür subayları gördükten sonra çekilir veya sahiplerine verilirdi. Fakat biz istediğimiz resmî telgrafları kaçamak olarak çeker veya alırdık. Ben bir taraftan telgraf memurluğu, bir taraftan da Ticaret İdadisinde Türkçe ve Ulûm-i Ticariye muallimliği yapıyordum. 1919’da yüksek tahsil için İstanbul’a gittim. Açılan müsabaka imtihanını kazanarak Tıbbiyeye girdim. Birinci sınıfta okurken 1920 ilkbaharında Antep’in işgal kuvvetlerine karşı silaha sarıldığını haber aldık. Beş arkadaş; tahsillerimizi bırakarak Antep’e gitmeye karar verdik. Anadolu’ya geçmek zor ve tehlikeli idi. Biz kaçak olarak denizden Beyrut’a çıktık, oradan da Halep üzeri Antep’e geçtik. Ben Antep Savaşı’nın devamı süresince önce şehir içinde Şeyh Camii’nde kurulan hastanede, ondan sonra da Bedir Köy’de, Suboğaz’da, Beylerbeyi’nde bulunan 27’nci alayda sıhhî hizmetlerde çalıştım. Antep’in sükûtu üzerine Maraş’a giderek orada bir göçmen hayatı yaşadım. Kendi elimle yaptığım “müstensih”te, Garp Cephesi’nden gelen ajans haberlerini çoğaltır, satardım. Ayrıca özel olarak öğrenci okuturdum; o zaman Maraş Maarif Müdürü olan İshak Rafet (Işıltman)’ın isteği ile ara sıra Maraş İdadisi sınıflarına girerek parasız Türkçe dersleri de verirdim. Antep’in Türklerde kalmasını sağlayan itilâfname üzerine 1921 yılı sonlarında Antep’e geldim ve Gaziantep’in kurtuluşundan sonra ilk kurtuluş töreni için yazdığım “Hoş Geldiniz” şiiri şehir adına orduya hitaben okundu.
Antep Harbini takiben Gaziantep’te yaptığınız görevler nelerdir?
1922-1925 arasında Gaziantep’te bana birçok görevler verildi: Dokuz sınıflı Gaziantep Sultanisi Türkçe öğretmenliği, Darülhilâfet-ül Aliyye Medresesi riyaziye öğretmenliği, Amerikan Koleji Türkçe öğretmenliği, mahallî Maarif-i İslâmiye Cemiyeti idare heyeti azalığı ve Halk Mektebi Müdürlüğü, Muallimler Cemiyeti Reisliği, Türkocağı Umumi Kâtipliği, Gazi Sancak gazetesi Başyazarlığı, Halk Dili gazetesi Başyazarlığı. “İmlâmıza, Sarf ve Nahvimize Dair” ve “Tahrir ve Edebiyat Dersleri” adlı eserlerimi bu devrede yazdım.
Ne zaman ve kiminle evlendiniz? Eşinizin ailesi hakkında bilgi verir misiniz?
1924’te Beyaz Ahmet’in kızı Beşire Hanım ile evlendim. Beyaz ailesi Gaziantep’in eski ailelerindendir. Eşimin kardeşleri: Hatice Büyükbeşe, Münevver Berksoy; Hüseyin, Hasan, Muhtar ve Sakıp Beyaz’dır.
Yüksek tahsil hayatınız nasıl geçti?
1925’te yüksek tahsilimi tamamlamak üzere ailemle birlikte İstanbul’a gittim; fakat Tıbbiyeye devam etmeyerek Hukuk Fakültesine girdim. Fakülte öğleden sonraları serbest olduğundan bu saatlerde Amerikan dershanesinde Türkçe öğretmenliği yaptım. 1928’de Hukuk Fakültesini pekiyi derece ile bitirerek Gaziantep’e döndüm.
Bir hukukçu sıfatıyla ne gibi görevlerde bulundunuz?
1928 yılında bir inceleme gezisi yapmakta olan ve Gaziantep’ye de uğramış bulunan Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt şerefine Türkocağı’nda verilen çayda ocak adına benim konuşmam istenmişti. Bu konuşmamla beni tanımış ve hukuktan yeni mezun olduğumu öğrenmiş olan vekil, müfettişleri ile haber yollayarak adliyede bir görev alacaksam nereyi istediğimi sordu. Nizip Müddeiumumiliğini istedim, tayinim yapıldı; iki yıl bu görevde kaldıktan sonra avukatlık yapmak üzere istifa ederek Gaziantep’e geldim.
Siyasî hayata ne zaman başladınız? Halkevinde neler yaptınız?
Avukatlığa başladığım günlerde (1931 başlarında) Gaziantep Halk Fırkası teşkilâtında merkezce ıslahat tasarlanıyordu. Parti Vilayet İdare Heyeti Reisliği bana teklif edildi. Beraber çalışabileceğim arkadaşların üye olmaları şartıyla kabul edeceğimi söyledim. Heyet bu şekilde teşkil edildi. 1932 Haziranı’nda açılan Gaziantep Halkevi Başkanlığına da ben seçildim. 1931-1935 yılları arası benim için ateşli bir çalışma devresi idi: Bir taraftan avukatlık yapıyordum, bir taraftan da partinin organizasyonu ve çeşitli işleri ile meşguldüm. Öte yandan Halkevinde geniş bir programla işe koyulmuştum. Bundan başka lisede edebiyat öğretmenliğim vardı. “Gaziantep Dilinin Tetkiki”, “Hasip Dürri”, “Gaziantep’te Eti Eserleri” adlı incelemeleri bu yıllarda yazdım. “Gaziantep Halkevi Broşürü” de o zaman meydana geldi. Bir böbreğimi kaybetmeme mal olan ameliyatı da bu devrede (1932’de) geçirdim.
Milletvekilliğiniz zamanında kültür ve dil sahasında çalışmalarınız nelerdir?
1935’teki genel seçimlerde Halk Fırkası Genel Merkezince Gaziantep Mebusluğuna aday gösterilmiştim. Mebus olduktan sonra hem mebus hem Halk Fırkası Gaziantep İl İdare Kurulu Başkanı olarak Gaziantep’te vazifeye devam etmem uygun görüldü. Artık avukatlıktan ve öğretmenlikten çekilmiştim. Gaziantep’te o zamanki parti idaresi ve Halkevi çalışmaları bütün yurtta örnek diye gösterilen bir olgunluğa erişmişti. 1936’da parti başkanlıklarının valilere devredilmesi kararına kadar Gaziantep’te parti ve Halkevi başkanlıkları vazifelerinde kaldım. Halkevinde verdiğim Öz Türkçe derslerinden “Öz Türkçe Dersleri” adlı esercik ortaya çıktı. “Gaziantep Ağzında Sentaks Araştırmaları” ve “En Lüzumlu Kelimeler” adlı eserlerimi de 1936’da Gaziantep’te yazdım. “Aydi Divanı” ile “Hasırcıoğlu”nun müsveddelerine bu sırada başlamıştım; tamamlanıp basılmaları daha sonraki senelerde oldu. 1935’te Ankara’ya gittim, orada bir taraftan mebusluk vazifesini yaparken bir taraftan da Gaziantep’te başladığım eserleri tamamladım. 1939’da ikinci defa olarak mebus seçildim. Boş zamanlarımda dil işleriyle uğraşıyor, özellikle Gaziantep ağzı üzerine daha önce yaptığım incelemeleri genişletiyordum. 1941’de Türk Dil Kurumu Filoloji Kolu Başkanlığına seçildim. Mebusluk görevinden artan vakitlerimi Dil Kurumunda çalışmakla geçiriyordum. “Gaziantep Ağzı” adlı üç ciltlik eserim 1945 ve 1946’da Dil Kurumunca bastırıldı. Mebusluğum üçüncü ve dördüncü defa yenilendi, böylece 1935-1950 arasında 15 yıl Gaziantep Mebusluğu yapmış oldum. Ve 1950’de 52 yaşımda emekliye ayrıldım.
Türk Dil Kurumunda ne gibi görevlerde bulundunuz?
Dil Kurumu’nun 1941’den sonraki bütün kurultaylarında Yönetim Kuruluna ve Yönetim Kurulunca da Kol Başkanlığına seçildim. Şimdi Dil Kurumundaki çalışmalarımın 18’inci yılı içindeyim. Bu kurumun önce Filoloji sonra Derleme-Tarama Kollarının Başkanı olarak dört büyük ciltlik “Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü”nü ve “Derleme Dergisi”nin son iki cildini meydana getirdim. Yeni bir Derleme Sözlüğü yapmak için sekiz yıldan beri yurt içinde yaptırdığım halk ağzı kelimeleri derlemelerinden de 400.000 fiş elde ettik. Şimdi bunları kitap hâline getirmeye çalışıyoruz.
Kitap hâlinde eserleriniz nelerdir? Yazılarınız nerelerde yayımlanmıştır?
Sayısı 28’i bulan basılmış eserlerimin tam listesi “Ayni Hasan ve Nazm-ül Cevahir” adlı incelememin sonunda verilmiştir. Türk Dil Kurumu’nun çıkardığı “Türk Dili” adlı dergide bazı makalelerim çıkmıştır; bu derginin son yıllardaki her sayısında da dil üzerine “Bir düşünce, iki düzeltme” başlıklı bir sayfam vardır. Gaziantep’te vaktiyle yayımlanmış gazetelerde, Başpınar dergisinde ve şimdi yayımlanmakta olan Kültür Meşale dergilerinde yazılarım vardır. Millî Savaş sırasında Garp Cephesi’ndeki zaferler dolayısıyla yapılan şenliklerde söylediğim nutukların bir kısmı o zamanki Gaziantep gazetelerinde çıkmıştır. Gaziantep kurtuluşunun yıl dönümlerindeki törenlerde ve radyoda da birçok konuşmalar yaptım, bunların on beş kadarı yayımlanmıştır. Aruz ve hece ile ara sıra manzumeler de yazdım.
Güzel sanatlardan meşgul olduğunuz konular var mıdır?
Küçüklüğümden beri içimde yanan resim yapma hevesi de zaman zaman beni tablolar meydana getirmeye zorlamaktadır. Son yıllarda yaptığım sulu boya tablolar benim ve çocuklarımın evlerimizi süslemektedir.
Yabancı dil biliyor musunuz?
Biraz İngilizce ve Fransızca, biraz da Arapça ve Farsça bilirim.
Çocuklarınız ve torunlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Üçü erkek, biri kız olarak dört çocuğum vardır (Süreyya Aksoy, Yüksek Mühendis Süha Aksoy, Esin Erveren ve Hukuk Doktoru Suat Aksoy). Üçü evlenmiş ve bana beş torun kazandırmışlardır.
Hulûsi YETKİN