Kelime manasıyla terbiyeler demek olan edebiyat, gerek sosyal hayatın gerekse kültürel hayatın türlü zaman içindeki gelişimini terennüm eden bir söz hüneri ilmidir. Öyle ki, onun sesi, kulaklara renk ve ahenk içinde gelir çarpar, kıvrılır bir dekor olarak ebedîleşir. Edebiyat bazen bir kopuzun tellerinden, bazen bir üstadın dillerinden can ve ten bulur.

Edebiyatı altına benzetirsek, şiir de onun usta elinde işlenmiş bir şekli olur. Hakikatte şiir; hisli anlardaki duygulanmaların mevzun bir şekilde ifadesinden başka bir şey değildir. Fakat her duyulan dile gelmez o da başka şeydir.

Şiirin konusu ne olabilir? Recaizâde Mahmut Ekrem Bey’in dediği gibi: “Zerrattan şemse kadar her güzel şey konu olabilir.” Zira güzel olan şeyler bizi düşündüren şeylerdir. Halbuki yeni şair: “Bir yenilik bir buluş olsun da isterse fikir saçma olsun.” diyor. Buna göre yenilik denen şeyin saçmalık demek olduğunu kabullenmek gerekir ki işin en garip tarafı budur. Çünkü bu mantıksızlığımızı savunmak olur. Öyleyse bu yenilik budalalığı nedir? Arı da yaptığı balı bilmiyor.

Biz tarihimizle, mazimizle, medeniyet aynamız olan edebiyatımızla iftihar ederiz. Onun eskiliğinden bahsedenler ne zavallıdırlar ki, kendi benliklerinden bihaber, millî servetlerinden mahrumdurlar. Efendim divan edebiyatı eskiymiş. Evet doğrudur. Cevizin kabuğunu kaldıramayanlar onun ruhu sihirleyici letâfetinden anlar mı? Şayet biraz zahmetten kaçınmamış olanlar onu kötülemekteki manasızlığı herhalde idrâk edeceklerdir.

Yenilik demek, eskiyi bilip öğrendikten sonra güzele, iyiye hamle yapmak demektir. Oysa ki yeni şair:

Yeni şiir okuyorum. Şairine bakıyorum Ben de şiir yazıverip Ben de şair oluyorum.

Bazen yalan bazen gerçek, Doğrusu mu atıyorum. Sonra kitapta toplayıp, Şiir diye satıyorum.

Bakıyorum iyi meslek, İstemiyor fazla emek. Şartı var ama çok basit, Biraz mantıksız söylemek.

Bunları tam yapan şair, Açar şiirde bir devir, Çabuk meşhur olur ama, Kendisinden şüphelenir.

diyor.

Şiir, ağzına gelen her müstehcen kelimeyi kullanan, hislerine râm olmuş bir kimsenin vasıtası olamaz. Şunu belirteyim ki şiir denilen fazilet başlı başına bir kemaldir. Aslında şiir sözdür ama söz arştan inmiştir. O söz ki şiirde can ve ruhtur. Hakikî şair kalbin derunundan seslenir. İşte, bu sesi duyan gelsin bu meydana.

Sanma ki yenilik düşmanıyım. Asla, herkesten çok sever ve saygı gösteririm. Yalnız onun bu derece ellerde oyuncak olmasına asla tahammül edemem; hele millî kıymetlerimize bir hiç nazarıyla bakanlara karşı en büyük mücadeleciyim.

İngiliz milleti bir Shakespeare’i ile, Alman milleti bir Goethe’siyle öğünsün, onları şahikalara çıkarsın da biz Fuzûlî’lerimizle, Nef’î’lerimizle, Nedim’lerimizle, Galip’lerimizle, Hâmid’lerimizle, Âkif ve Kemâl’lerimizle övünmeyelim, aksine onları yerelim. Ne acı değil mi?

A. Gani UNCUGİL