Yurdumuza büyük zafer güneşinin doğduğu yer olan Dumlupınar’da Atatürk ve İsmet İnönü dünyasının en yüksek tepesi bulunan Meçhul Asker Anıtı önünde duyduğumuz huşû, o kadar derin ve heyecanlı idi ki bizi kendimizden geçirerek manevî bir âleme daldırmış ve gözlerimiz önünde açtığı geniş ufuklarla bize iki levha seyrettirmişti. Bu iki levhadan birisi, Ebedî Şef Atatürk’ün bu anıtın bulunduğu tepeden seyrettiği manzara idi.
Ebedî Şefimizin bütün tafsilâtıyla anlattığı manzarayı biz de hayalimizle yine o şekilde seyrediyorduk. Hakikaten 22 yıl evvel bu yerlerde parlayan 30 Ağustos sabahı, Türk’e kurtuluş yolunu gösteren ışıklar arasında göz kamaştıran bir sabah olmuştu. İşte bu hayır sabahını yaratan kurtarıcı eller, Türk vatanına çöken kara bulutları dağıtmış, parlak bir sema kurmuş, yeni ufuklar açmıştı.
Şimdi biz, bu anıtın bulunduğu tepeden geniş meydanı seyrederken, kahraman ordumuzun geçit resmî karşısında, hücum dalgalarının düşmanı nasıl boğduğunu görür gibi, Türk süvarisinin kılınç şakırtısını işitir gibi oluyorduk. Ve ihtiyarsız olarak şu mısralar ağzımızdan dökülüyordu:
Ey Afyon dağlarında yaratıp büyük zafer,
Dumlupınar ufkunda yükselen meçhul asker!
Hatıranı anıyor Afyon’un sarp dağları,
Ne yıldırım hızıyla aştın Dumlupınar’ı,
Dim dik yarlardan nasıl atlayarak yukarı,
Nasıl yardım çelikten kale gibi ağları.
Fışkıran volkanlarla nasıl kaynadı toprak,
Nasıl bozuldu düşman nasıl yükseldi bayrak!..
Gözlerimiz önünde canlanan bu tarihî manzara, bize büyük adına çelenk koyduğumuz Gazi yurdumuzun müdafaası levhalarını hatırlattı. Ancak kahraman meçhul askerden Gazi yurdumuza selam götürmemize müsaade var mıydı? Afyon'dan ayrılacağım akşam, bir törende çok misafirperverliklerini gördüğümüz muhterem Afyonlulardan bu müsaadeyi de aldım ve: "Muhterem Afyonlular." dedim. Şahinler, Karayılanlar diyarına gidiyorum, altında altı bin şehidin nabzı atan, üstünde altı bin şehidin kanı tüten, altı bin şehidin şanı dalgalanan Şehitler Âbidesi karşıma çıkacak. Oğlunun mezarını arayan kahramana meçhul askerden haber soracak. O vakit analarının kucağında süt emerlerken topların uğultusuyla uykularından uyanan ve bugün vücutları gibi kahramanlıkları da büyüyerek saflarımız arasında bulunan o zamanki çocuklara rastlayacağım, tek kollu, yarım bacaklı, delik, deşik göğüslü gaziler alayıyla karşılaşacağım, bunların hepsi de bize selam yok mu diyecekler.
Benim sözüm devam ettikçe her taraftan Gaziantep'e selam sesleri işitiliyordu, sözlerimin sonunda bu sesler çoşkun bir şekilde salonu dolduruyordu. Bende teşekkür ederek yerime oturdum. İki saat sonra trende kalbime doğan şu mısralarla Afyon'a veda ediyordum:
Zafer Havası
Afyon'da her şey Gazi yurdumu andırıyor,
Ruhum çok benimsedi bu zafer havasını..
Koşan tarih sesleri dünü anlandırıyor,
Öptüm meçhul askerin bayraktan imzasını.
Dumlupınar'dan selam yüklendim Elleben’e
Ebedilik sunarken sularından içene,
Gazi yurdu soruyor sandım gelip geçene
Kâbemizde okudum Antep'in gazasını.
Anıt’ın huzurunda titreyerek tırandım.
Baka merdiveninde fanilikten yıykandım.
Ölmezlik sırrını şen heyecanına kandım,
Bayrak alkışlıyordu Türk'ün hak davasını
Dedim ey kurtuluşun sembolü meçhul asker,
Dumlupınar'dan içip Bakiliğe doğan er
Yeni bir vatan kurdu yarattığı şaheser..
Yurt sevdasının dünya anladım manasını.
Hatıralar coşarak söyletiyor zamanı,
Ne destanlar okuyor Dumlupınar Meydanı,
“Kocatepe” kendisinden geçiriyor insanı...
İşte bu yerdi çözen zafer muammasını...
Taşpınar’dan taş aldım dizmeye Başpınar’a
Bundan dağıtacağım daha bir kaç pınara.
Suları aynı renkte aksın dedim ruhlara,
Yaşatsın millî kültür bin bir ilham tasını.
Güneye nur saçıyor altımızdaki tepe,
Selam göndermek ister gibi Gaziantep'e,
Burası olduğucun Türklüğe millî Kâbe,
Yaldızlıyor tarihin en şanlı sayfasını,
Burada asılıdır büyük zafer kiliti,
Takılı Gaziantep kapusuna eşiti,
Kaymak gibi ak yüzle, bastın Afyon yiğiti,
Kalen gibi dik alna istiklâl damgasını.
Süzerken meçhul askerin eserini,
Gönüllerde biliyor her Türk onun yerini.
Yüce Tanrı göklerden veriyor haberini.
Nuruyla parlatıyor kalplerin aynasını.
Otuz Ağustos günü düşmana çöktü dehşet,
Doldurmuştu ovayı belki elli bin ceset,
Adadakiler dedi: Türkler geliyor medet...
Akdeniz hepsinin de buldurdu belâsını.
Şu orduca kaçanlar er midirler karı mı?
Kadın alaylarını taşıyan soytarı mı?
Murat dağına sinen Başkomutanları mı?
Tenezzüh orduları tez çekti belasını...
Bir mucizeli emrin kulaklarda aksi var...
Hücum dalgalariyle coşmuştu Dumlupınar,
Yer, gök dinler gibidir Atatürk’ün: “Ordular,
İlk hedef Akdenizdir, ileri! ” sadasını...
Türkün ters talihini yenen kahramandır bu...
On dört günde on dört yüz yıllık şan katandır bu.
Azminin yalçınıyla yükselen vatandır bu...
Seyrediniz minnetle İnönü dünyasını...
Sabri GÜZEL