Takvimi; Neyyireynî, Kamerî, Şemsî diye üçe ayırdıkları gibi, beynelmilel, millî ve mahallî takvim diye nevilendirmek de mümkündür.
Milletler, birçok takvimi tecrübe ettikten sonra bu yoldaki gayretlerini tekâmül ettire ettire nihayet en mükemmel takvim sistemi olarak Greguvar (Efrenci) takvimini bulmuşlardır. Bugün birçok medenî milletin kullandığı ve bizim de 26 Aralık 1341’de kabul eylediğimiz bu takvim artık beynelmilel bir vasıf almıştır. Bununla beraber yine dünyanın birçok taraflarında ve mesela Çinlilerde, İranlılarda, Hintlilerde, Yahudilerde olduğu gibi bazı şark milletlerinde ayrı ayrı esaslara
Antep’te kış her yerde olduğu gibi üç madde halinde tetkik edilebilir:
Kışa giriş,
Kış,
Kıştan çıkış.
I) Kışa Giriş: Sonbahardan kışa girerken kısa bir intikal devresi görülür. Bu devrenin müntehası ve halkın çok önem verdiği karakıştır. Karakış 12 gün olup aralık on birinde başlar, yirmi iki nihayetine kadar devam eder. Halk bu günlerde güneşin bir devresini geçirdiğine, aynı meyilde doğup battığına inanarak "Karakışta güneş yerinde durur," derler. Umumiyetle bu 12 gün yağışlı geçer ve kalın sisler görünür. Don olduğu gibi kar da yağabilir.
II) Kış: Kış takvimlerimizde olduğu gibi Antep’te 90 gün hesap edilerek iki devreye ayrılır: A) Zemheri, B) Zahmeti.
A) Zemheri: Halkın zemheri olarak telaffuz eylediği zemheri veyahut Erbain, 23 Aralıktan 31 Ocağa kadar 40 gün sürer. Antep’te müessir soğuklar zemheride görünür. Dondurucu şiddetli poyrazlar, kar ve yağmur fırtınaları olduğu gibi gayet sakin geçtiği seneler de olur. Nitekim bu sene bir bahar havası gibi geçti. Zemheri tohum atma mevsimi olduğundan çiftçilerce kurak gitmesi makbuldür. Çiftçi kızına "Eğer zemheride hayadı (avluyu) tozaraktan süpürürsen sana bir entarilik alırım," dermiş.
B) Zahmeti: Takvimlerimizin Hamsin dediği kışın ikinci yarısına Antep’te de hamsin veyahut zahmeti denilir. Bu da bilindiği gibi 1 Şubattan 22 Mart’a kadar 50 gün devam eder. Bundan zemheri kadar korkulmaz. Esasen zahmeti isminden de anlaşılacağı veçhile zemherinin ancak bir zahmetinden ibarettir. Bunun zemheri gibi kurak değil yağışlı gitmesi çok arzu edilir.
Zahmeti 12,5'ar günlük 4 bölüme ayrılır. Bunlar sırasıyla şunlardır:
Sadilbabah (Sa’dü’z-zebih): Bu sayılı güne "devenin karnı" da derler. Senenin en şiddetli soğukları, kar fırtınaları hatta donma vakaları bu günlerde görülür. Her taraf buz ve toprak don halindedir. Rivayete göre Arap bu on ik
i buçuk günü soğuğa dayanamayarak devenin karnında geçirmiştir. Sadilbalah (Sa’dü’l-bel’a): Bu ikinci 12,5 gün senenin en çamurlu günleridir. Yağış fazla olur; buna mukabil artık toprağın emme kabiliyeti azaldığından her taraf adam yutarcasına çamur olur.
Sadilsöğüt (Sa’dü’s-su’ud): Bu devrede artık topraklar oldukça ısınmıştır. Zaten takvimlerimizdeki cemreler de bu sırada düşer. Buharlar gerek hava dâhilinde ve gerekse ağaçların kökü vasıtasıyla gövdeye de yükselmeye başlar. Ağaçtaki nüsuğ (öz su) katı iken artık sulu bir hale gelir ki halk buna "Ağaçların gövdesine artık su seğirdir," diye bu ilmî hakikati bir cümle ile ifade eder. Ağaçlardaki nüsuğun sulanması ve binnetice tomurcuklanıp yeşillenmesi ilk defa söğütlerde görüldüğü için Sa’dü’s-su’ud denilen bu sayılı güne Anteplilerin Sadilsöğüt demesi Arapçaya en isabetli bir tepkisidir.
Sadilkabayyi (Sa’dü’l-ahbiye): Artık gerek toprak ve gerekse hava iyiden iyiye ısınır. Haşerat uyanmaya ve gök gürlemeye başlar. Gürültüyü duydukça halk "Artık yılanlara çıyanlara destur verilir," demeye başlar. Hamsinin bu son sayılı günlerinde de üşütücü rüzgârlar yerine kabadan kaba esen rüzgârlar estikçe "Sadilkabayi, çıkar abayı," diyen Antepliler, Arabın ahbiye'si yerine kabayi sözünü takvime ne mükemmel uydurmuş olurlar.
III) Kıştan Çıkış: Sadilkabayyi'nin bitmesiyle artık kış da bitmiş sayılır. Rumi Martın 9’u gelmekle de halk "Martın bir dokuzunu attık, şurada kaldı iki dokuzu," diye bahara geçmeye kısa bir intikal devresinin kaldığını söylemiş olur. Bu yirmi günlük devrede bazı fırtınalar ve soğuklar görülebilirse de bunlar ancak fırtına günlerine münhasır muvakkat arızalar olup halk artık bahara kavuşmuş demektir.
Ali Şefik TÜRKER (Başpınar – 1944)