1 Mayıs Bayramı günü Gaziantep’te bir ağaç bayramı yapılıp binlerce fidan dikildiğini gazetemizde okuyunca bir hatıram canlandı:

Antep-Fransız harbinde Fransızların karargahı Amerikan Koleji binası idi. Bu binanın yerinde şimdi verem hastanesi var. Kavaklık bu karargaha çok yakındır. Türk millî kuvvetleri bu mesire ağaçlarından yararlanarak karargâhlarına hücum ederler mülahazasıyla, Fransızlar bu güzelim mesire ağaçlarını sil bıçak ettiler. Kavaklıktaki söğüt ağaçlarını da koleje götürüp yaktılar. Yani, akıllarınca hem bir düşman sığınağı temizlediler hem de hazır bir odun deposuna kondular Fransızlar.

Gaziantep, on buçuk ay düşman esareti altında kaldıktan sonra 25 Kânunuevvel (Aralık) 1921’de tekrar ana vatana kavuştu. Kış ayları geçip de ilkbahar gelince, Gaziantepliler hemen harekete geçtiler. Kavaklıkta idam edilen ulu ağaçların yüreklerde açtığı yarayı sarmak için ilk iş olarak bu mesireyi tekrar ağaçlandırmayı ele aldılar ve muhteşem bir ağaç bayramı düzenlediler.

Bayram günü, bayramı tertipleyenler tarafından daha önce hazırlanan söğüt dalları (fideler) her okuldaki öğrenci sayısı kadar okullara gönderildi ve öğrencilere birer tane dağıtıldı. Bunun sebebi, bu fidelerin büyük bir kısmının şehirden Kavaklığa kadar olan ulaştırma masrafından kurtulmaktı. Çünkü memleket yeni harpten çıkmış, belediye kasası tamtakır; taşıma araçları, motorlu vasıtalar yok. Harap bir memleketin yeniden kuruluşu günleriydi o günler.

Binlerce öğrenci ellerinde birer söğüt dalı, seyyar bir fidanlık gibi şehirden hareket edildi. Bu ilahî manzara görülecek şeydi. Ben de Reşadiye Mektebi muallimi olduğum için okulumuzla beraber bu düğüne katıldım. Kavaklığa vardık. Hava da çok güzeldi. Fidan dikilecek çukurları belediye önceden hazırlatmıştı. Öğrenciler, kendilerine gösterilen yerlerdeki çukurlara, kendi elleriyle fidanları diktiler.

Belediye tarafından Kavaklığa getirilen fidanları da halk, kendi paraları ile satın alıp bir çukura dikiyordu. Bunun belli bir bedeli yoktu; hamiyete bağlı idi. Herkes gönlünden ne koparsa verip bir dal alıp dikiyordu; bunun bir sevap işi olduğunu da bilerek.

Bu arada, Heyeti Merkeziye Reisi Ferit Bey (eski Gaziantep milletvekillerinden Ferit Arsan): “Mustafa Kemal Paşa namına” diyerek bir madenî altın verdi, bir fidan aldı. Bunu gören Belediye Reisi Mehmet Ali Bey (Kayaalp), Ferit Bey’e hitaben: “Onu sana kim verir? Ben iki altın vereceğim” dedi ve iki altın verdi. Bu mutlu yarışmaya şahit olan varlıklı Gaziantepli yurttaşlar, Kemal Paşa adına dikilecek fidanı alabilmek için yarışa katıldılar ve işi müzayedeye döktüler. Bunun üzerine Heyeti Merkeziye Üyesi Kahraman Hacı Bey, “Böyle olmaz, her artıran artırdığı parayı versin” diye teklifte bulundu. Teklif kabul edildi ve bu fidan hasılatı, o gün belediyenin bu bayram için yaptığı masrafın hepsini karşıladı.

Bu artırmada fidanın kimin üzerinde kaldığını şimdi hatırlayamıyorum. Fidanın şimdi Kavaklık kahvesi binası yakınında ve batısındaki bir çukura dikildiğini hatırlar gibiyim. O hâlde, Hasan Remzi Çitçi Bey’in de dediği gibi: “Kavaklıktaki söğüt ağaçlarının hepsini Atatürk adına mal etmek daha yerinde, daha büyük bir kadirşinaslık olur.”

Bu fidan müzayedesinde: “Mustafa Kemal Paşa namına” denmesinin sebebi, o günlerde Mustafa Kemal Paşa’nın daha “Gazi” unvanını almamasıdır. Atatürk soyadını alması da zaten Soyadı Kanunu’nun çıkmasından sonradır. İşte bugünkü Kavaklık ağaçlarının tarihçesi... Demek 1922 yılının ilkbaharında ağaç dikme mevsiminde dikilen bu ağaçlar bu baharda 47 yaşlarını bitirmiş, 48 yaşına basmışlardır. Uzun ömürler dileriz.

Bu yazımızın hazırlanmasında bana yardımcı olan, bu törende bazı unuttuğum cihetleri bana hatırlatan ve o zaman Reşadiye Mektebinde öğrenci olarak bu törene katılan Hasan Remzi Çitçi Bey’e teşekkür ederim.

Gazi Sancak gazetesinin o tören günü çıkan nüshasına benden bir yazı istemişlerdi; ben de "Dert Bir Değil Ki" başlıklı bir başyazı yazmış, harap memlekette daha yapılacak birçok işleri dile getirmiş, saymıştım.