9 Kasım 1968 Cumartesi günü gecesi Gaziantep Emniyet Müdürü Osman Nuri Gezmen’in Malatya’daki iki polisi öldüren katil zannı ile yaraladığı 17 yaşındaki ehliyetsiz şoför Recep Kara, 13 Kasım 1968 Çarşamba günü akşamı saat 22.00’de devlet hastanesinde öldü.

Yaralama olayı ile ölüm günü arasında geçen beş gün, halk arasında türlü söylentilere sebep oldu. Fakat genç şoföre yapılan ameliyattan sonra, hastanın sağlık durumunun iyiye doğru gitmesi söylentisi, infiali yatıştırdı.

Valinin hastaneye kadar gidip yaralanan çocukla ilgilenmesi, hastaya çiçek götürmesi, emniyet müdürünün temiz ve iyi bir insan olarak tanınmış bulunması ve olayda en ufak bir kastın olmaması, hadiseyi hemen hemen söndürmüştü.

Yaralının ameliyatı sırasında bağırsağında açılan deliklerden birinin gözden kaçtığı ve birkaç gün sonra ikinci bir ameliyat yapıldığı bir gazete tarafından yazıldı.

Hasta, ertesi gün gece saat 22.00’de öldü. Ölen gencin babasının Devlet Hastanesi başhekimine gelerek “Biz, bir olay çıkmasını istemiyoruz. Fakat tanımadığımız kimseler bizi tahrik ediyorlar.” dediği ve hastane önünde birtakım kalabalıkların toplandığı duyuldu.

Saat 11.00’de, genel garajlarda çalışan beş on taksinin Suburcu yol kavşağını kapattığı haberi geldi.

Cenaze, çarşı pazar dolaştırılırken kalabalık arasında yedi sekiz gencin ellerinde taşıdığı pankartlarda şunlar yazılı idi:

“Vali Ersöz, oturduğun masa mukaddestir, muhafaza etmesini bil.”

“Emniyet emniyet, hani emniyet?”

“Emniyetsiz emniyet.”

“Katil emniyet müdürü.”

Saat 11.30’da cenaze hükümet önünden geçerken Emniyet Müdürlüğünün üç beş camı kırıldı. Öldürülen gencin babasının cenazeyi hükümet meydanında bırakmak istemeyenlere karşı: “Allah aşkına cenazemizi verin de götürelim, ne istiyorsunuz bizden?” dediği duyuldu.

Cenaze hükümet meydanında iken ölenin sekiz on yaşındaki kız kardeşi; yol kavşağındaki otomobilin üstüne çıkarılarak “Kardeşimi istiyorum!” diye bağırtıldığı söylendi.

Öğleden sonra yeniden hükümet meydanında halk toplanmaya başladı. Hadiseyi yakından izleyenlerin söylediğine göre, birkaç genç adamın tahriki ile on iki on beş yaşındaki çocuklar vilayet meydanındaki inşaattan temin ettikleri taşlarla vilayet, emniyet, askerlik dairesi ve adliyenin camlarını kırdılar. Hem de vilayetin etrafı jandarma ve askerle sarılı olduğu hâlde. Camlar kırılırken asker ve jandarma hiçbir müdahalede bulunmadı. Mütecavizler diledikleri gibi davrandılar.

Saat 16.00’da vilayetin bütün camları kırılmıştı. Bütün odalar ve koridorlar cam kırıkları içinde kalmıştı. Bazı masa camları da içeri atılan taşlardan paramparça idi. Vali Hayrettin Ersöz, olaylar sırasında aşağı kadar inmiş, vilayet kapı sahanlığından halka hitap ederek: “Suçlunun cezalandırılacağını, halkın telaş etmemesi gerektiğini” gayet yumuşak olarak anlatmış ve ilk zamanlar kalabalığa hâkim de olmuştu.

Saat 17.00 sıralarında vilayetin önünde duran üç polis jipinden ikisi devrilerek camları ve farları kırılmış, birisi de aşağı inşaat sahasına yuvarlanarak ateşlenmişti. Bu sırada asker ve jandarmalar yine hiç müdahalede bulunmadılar.

Biraz sonra Merkez Karakolu önündeki bir polisin şahsına ait motosikleti de aynı şekilde yakıldı.

Asker ve jandarma ile çevrili vilayet konağının kırık pencere camlarından yağlı bezleri tutuşturup içeri atmak için teşebbüs ettiler, fakat yangın çıkaramadılar.

Vali, mütemadiyen Ankara ile muhabere hâlinde idi. Hatay’dan istenilen jandarma birlikleri geldi. Bu sırada Merkez Karakoluna hücum edildiği duyuldu. Oraya da asker gönderildi. Fakat bu hücum sırasında karakolda bulunan polisler havaya ateş ederken karşı binada inşaatta çalışan Müslüm isminde bir marangoz kalfası sağ omzundan yaralandı.

Hemen oradaki Yılmazer Hastanesine kaldırılarak ilk tedavisi yapıldı. Yaralı sigortalı olduğu için, bir müddet sonra sigorta hastanesine nakledildi.

Kısa bir zaman sonra, Vali, Düztepe ve Akyol karakoluna tecavüz edildiği haberi geldi. Akyol karakoluna asker sevk edildi. O taraflardan beş on el tabanca sesleri işitildi.

Bir şoför anlattı: “Bir kısım halk çapulculuk etmek için fırsat arıyor. Çünkü şehre hızlı göç ve yerleşme sebebiyle işsizlik çoğalıyor.”

Gündüz ve gece, şehirde ne polis ne de bekçi gözüktü. Kalabalık arasında dolaşan bir arkadaşımız şu sözleri duydu:

“Karakola işin düşünce 50 liradan aşağı kurtulamıyorsun.”

“Trafikçilerin elinden illallah etmeyen kalmadı.”

“Bunların hepsini yakıp yıksalar, yine yüreğimiz soğumaz.”

“Bu hâller iyi değil ama, başka çare de yok.”

Saat 19.00’da herkes radyosunun başına koştu; olaylar Türkiye radyolarından ne biçim verilecek diye... Radyoda en küçük bir haber yok... Gaziantep’te 12 saattir olaylar oluyor; radyo tek kelime bahsetmiyor.

Gece saat 23.00’de cemsolarla yeni askerî birlikler şehre geldi.

Bir gün evvel jipler yanarken, camlar kırılırken seyirci olan jandarma ve askerler, bir gün sonra hadiseler yatıştıktan sonra, postahaneye halkı bırakmayacak kadar disiplin kurdular.

Saat 18.00’de genelevdeki polis noktasını yaktılar; genelev kadınlarına ait 200 bin lira kıymetinde para ve eşyaların götürüldüğü yapılan şikayetten anlaşıldı.

Gece saat 20.00 sıralarında, bir grup Sağlık Kolejine girmeye yeltenmiş ise de halkın mani olduğu ilgililerce açıklandı.

  1. Tümen Komutanı ve 6. Kolordu Komutan Vekili Tümgeneral Mithat Topsavaş, 15 Kasım 1968 saat 09.00 sıralarında şehrimize geldi, alınan tedbirleri gördü, vali ile görüştü ve gitti. Olaylar üzerine ilk bildiriyi, 15 Kasım 1968 saat 10.00'da AP Merkez İlçe İdare Kurulu yayınladı. Bildiri aynen şöyleydi:

"Gaziantep Emniyet Müdürü Osman Nuri Gezmen’in vazife ifası sırasında tabanca ile yaraladığı Recep Kara’nın ölmüş olması, üzüntümüzü mucip olmuştur. İdare kurulumuz emniyet müdürünün hareketini tasvip etmemiştir. Adli mercilerin de bu konuda adaletin tecellisi için gereken sürat ve hassasiyeti göstermesini beklemekteyiz."

(Devam edecek)