Emrak Hukuk fakültesinde okurken bana yazdığı bir mektuptan şu parçayı naklediyorum:
“...Aynı sınıfta okuduğumuz Adanalı Vecdî isminde şair bir arkadaşım var. Bu bütün tatili Gâvur Dağı ve Toroslardaki göçebe nezinde geçirir. Onlara ait darbımeseller, şiirler, hikâyelerle dolu birkaç defteri vardır. Ben, sizden ve Antep büyüklerinden bahsederken kendi notları arasında Antepli bir şaire ait şiirler bulunduğunu söyledi. Ricam üzerine şaire ait mevcut şiirlerle hayatı hakkında bildiğini yazdı. Verdiği kâğıdı aynen gönderiyorum. Vecdî bu şiirleri ve birkaç satırlık tercüme-i hali Gâvur Dağı'nda (Bekir Ağa) isminde bir ihtiyardan not etmiştir.
Arkadaşımın verdiği kâğıda yazılı olmamakla beraber bana söylemişti. Karaboğa'nın Sofdağı civarındaki köylerin birinden imiş. Bu bana Antep'te işittiğim bir sözü hatırlattı; belki siz de duymuşsunuzdur ya… Karacaoğlan'ın lafı geçtiği vakit halk derhal benimser ve Karacaoğlan'ı Kelpinli olarak tanırlar.
Bana şöyle geliyor ki: Karaboğa'nın Sofdağı eteklerinden bir köyden bulunması ile halkın Karacaoğlan'ı Sofdağı eteğinde bulunan Kelpinli tanıması arasında bir münasebet var. Sefil Ali ile halk arasında bir çok şiirleri ve kendine mahsus ezgisi bulunan Miskin Ali arasında bir münasebet olduğu gibi. Başlardaki Kara kelimesi bu iki şairi aynı isim altında toplamış, Karaboğa'nın şiirleri Karacaoğlan'ın imzasına bürünmüş.Nitekim Sadettin Nüzhet Bey (Karacaoğlan) adlı eserinde bir çok halk şairlerinin eserlerinin Karacaoğlan'a atfedildiğini ileri sürmekte ve bu hususta bir çok misaller vermektedir. Bunun bir çok misallerine ben de şahit oldum. Aynı eserin (163)'üncü sahifesindeki 104 numaralı parça "Kısmet olur ben bu ilden gidersem" Antep'te Miskin Ali'ye az çok tadillerle atfedilmektedir.
Gaziantep Halkevi Dil Edebiyat Şubesi cidden değeri şeyler verdi. Fakat gönül arzu eder ki bilhassa köylerde şifahi surette dikkate şayan hikâyeleri, darbımeselleri, şiirleri toplattırsın. Halk şiirinden o kadar hoşlanırım ki ondan aldığım zevki diğerlerinden almıyorum. Bilhassa samimiyetine bayılıyorum. Onların sunilikten arı, sade parçaları bana model oluyor tek tük yazdığım manzumelerde şiir demeye cesaret edemiyorum. Onlar gibi yazmaya yelteniyorum. Bunları takliden yazdığım koşmalardan birini müsaadenizle takdim edeyim…
KOŞMA
Hazırlık var yolu hangi diyara
Nazlı güvercinim uçmak üzredir
Arkasında gönül bürünsün kara
Kolunu gayriye açmak üzredir
Gidiyor. Acaba nerde duracak
Tor Şahinim, onu nasıl bulacak
Hangi el üstüne yuva kuracak
Kırıldı kafes, kaçmak üzredir,
Kurumağa mahkûm konduğu dallar
İnkisarla bitti tatlı hayallar
Geri döndürmezse ahlar, veballar
“Emrak” da bu elden göçmek üzredir.
Şimdi Vecdî'nin el yazısı ile yazılan şu satırları beraber okuyalım:
“Karaboğa Antep havalisinde bir köydendir. Sevgilisini, nişanlısını bir ağa alır. Kendi namus eder askere gider. Zindana düşer, çıkar; bakiye-i hayatını Binboğa dağlarında göçebeler arasında geçirir ve aşağıdaki parçalar da Vecdî'nin el yazısıdır:
Haydi bire deli gönül
Alavdan mı dişin senin
Haydi bire deli gönül
Ala ficirlik işin senin
Yârdan sana hemen cefa
Sen de daim ot ver bana
Bozarmış tüm yana yana
Kıpkırmızı başın senin
Kalan her bucakta gezme
Boyrazlardan hile sezme
Vara-yoğa kendin üzme
Kemal bulmuş yaşın senin
Kalan, benzin bile solmuş
Boğazına zıkım dolmuş
Döğe döğe gömgöy olmuş
Derdnen dolmuş döşün senin
Karaboğam derdin bitmez.
Serimizden belâ gitmez
Yaraların merhem dutmaz
Ağıdın mı aşın senin.
Yeşil Turnalar hep geçtiler burdan
Gene bir haber yok gözü mahmurdan
Hasret ateşinden gözlerim kurak
Sılanın hasreti gözümde tüter
Herkesler sevdiği yerlere gider
Bir benim eşinden yurdundan ırak
Dağlarda menekşe bittiği zaman
Çobanlar davarın güttüğü zaman
Köylerde davullar öttüğü zaman
Bana da gurbette bir avuç toprak
Der Karaboğam da yetti ecelim
Yıkıldı ömr edem çöktü temelim
Daha ne günüme yaşama benim
Kalan âhiret olsun canıma durak
Şimşelmiş ezilmiş rüzgâr ucu
Çamları kokuyor bak burcu burcu
Gelir mi bu yerde akla hiç acı
Bu yerlerde anca neş’e göğünür
Yekin bire deli gönül havalan
Uyuduğun yeter de uyan kalan
Bilmen mi ki serini aşka salan
Dünyasını tara görüp dövünür
Şimşelmiş ezilmiş rüzgâr ucu
Çamları kokuyor bak burcu burcu
Gelir mi bu yerde akla hiç acı
Bu yerlerde anca neş’e göğünür
Çok bülbül kan kustu konup bu güle
Çok canlar savruldu bu usul yele
Karaboğam düşme sen de bu sele
Bu sele düşmeyen canlar öğünür
Toplayan: Şakir Sabri YENER