“Eğer on sayfalık bir eseri olsaydı.” Gaziantep’in Gaziler Caddesi üzerinde, büyük ve çok güzel bir cami var. Bunun adı: (Hüseyin Paşa Camii), ama vaktiyle bu cami civarı çıkrıkçı esnafının iş yeri olduğu için halk buna (Çıkrıkçı Camii) der.
Bu caminin Gaziantep’teki vakıfları şunlardır:
1- Caminin yakınındaki (Çıkrıkçı Hamamı). 2- Bu hamam bitişiğindeki sıra dükkânlar: (20 tane). 3- Gaziantep’in en işlek yerinde 65 dükkânlı (Zincirli Bedesten) denilen kapalı çarşı. (Burası şimdi kasap ve sebze halidir) vakfiye tarihi 1131’dir.
Hüseyin Paşa bu camiyi Antep'te yaptırdığı ve bu vakfı kurduğu zaman, Urfa Valisi (Maktul Oğlu Ali Paşa)’nın kethüdası imiş ve unvanı (Paşa) değil (Ağa) imiş. Nitekim caminin giriş kapısı üzerinde yazılı olan ve caminin hicrî 1112 (bundan 275 yıl önce) yılında yapıldığını gösteren kitabenin ilk beyti de bunu ispatlamaktadır.
"Bu cami i müzeyyeni ettirdi hub binâ,
Ol kethüda-yi Âsaf ı devran Hüseyin Ağa’’
Hüseyin Ağa sonradan Ali Paşa’nın kızını alarak ona damat olmuş̧, Ali Paşa’nın vefatından sonra da onun yerine vali olmuştur.
Hüseyin Paşa Bu Camii Niçin Antep’te Yaptırmıştır?
O zamanki idari taksimata göre Antep, Urfa vilayetine bağlı bir kasaba imiş. “Küçük Buhârâ” denen bu kasabanın o zamanlar bir ilim ve irfan merkezi olması, sonra havasının, suyunun güzelliği, Hüseyin Paşa’nın dikkatini çekmiş olması, onun bu camii burada yaptırmasına sebep olarak gösterilebilir. Belki benim bilmediğim başka sebepler de vardır.
Urfa’daki Tesisleri
Fakat hayrat tesisleri kurmaya çok meraklı olan bu dindar Paşa, Urfa’yı da ihmal etmemiş; Urfa valisi olmadan önce de Urfa’da Mehmet Ağa adında zengin bir Urfalı ile ortaklaşa 65 dükkânlı bir bedesten ile bir de hamam yaptırarak, Urfa’nın (Karameydan) mahallesindeki camiye vakfetmişler ama bugün bu vakıflar kaybolmuş, yerlerine şahıs malı binalar yapılmış olduğunu, merhumun halen vakıflarının mütevellisi Hüseyin Ragıp Uğural söyledi. Merhumun Gaziantep’teki vakıflarına hiç dokunulmamıştır, hepsi yerli yerinde durmaktadır.
Hüseyin Paşa’nın eski Darende’de de Antep’teki ve Urfa’daki gibi yine bir camii, bir vakıf bedesteni, bir vakıf hamamı var imiş. Keza paşa olan oğlu ile paşa olan torununun da Darende’de baba ve dedeleri gibi birer camileriyle vakıf birer bedestenleri ve hamamları var imiş. Fakat şimdi bu Darende terk edilmiş ve yakınına yeni Darende yapılmış olduğu için tabii bu camilerle vakıfları da kaybolmuştur.
MEZAR TAŞI KİTABESİ
Hüseyin Paşa’nın Darende yakınındaki türbesinin baş taşının dış tarafındaki kitabe şudur:
TÜRBE-İ ELHÂC KİTABESİ
Vezîr Âsaf nazîr idi cihanda
İbadullahı eylerdi himâyet.
Muvaffak oldu hayrât kesîre,
Anın nânı kesilmez Tâ kıyamet
Ki sal oldukta bin yüz elli altı
Fenadan ol bakaa’ya kıldı rihlet.
Hattatın tarihi 1374
Taşın iç tarafında da şu beyit yazılıdır:
Ver likanı ana ya Rab kim okur ihlâs ile
Ruh ı Pakin anın bir fatiha ihlâs ile
BANA BU BİLGİLERİ KİM VERDİ?
Şimdi Ankara’da İçişleri Bakanlığı Tetkik Kurulu Azası olan Gaziantepli aziz dostum Hüseyin Ragıp Uğural; Hüseyin Paşa’nın torunlarındandır ve meşhur maarif vekillerimizden Necati Bey’in kardeşi Namık Bey’in oğludur. Aynı zamanda; Gaziantep’te, Urfa’da, Darende’de ve başka şehir ve kasabalarda olan Hüseyin Paşa vakıflarının da mütevellisidir.
Bu vefalı dostum Ankara’da ara sıra beni ziyarete gelir. Ben de folklorcu olduğum için bu ziyaretlerden faydalanma fırsatını kaçırmam.
Hüseyin Ragıp Bey, bu on bir göbek yukarıdaki yüksek atası Hüseyin Paşa’nın hâlâ esaslı bir hâl tercümesini ve kimliğini bilememesinin üzüntüsü içindedir. Kendisi şöyle diyor:
“Sicill-i Osmanî adlı kitapta birçok Hüseyin Paşa var ama hangisi bizim Hüseyin Paşa, ne bilmeli? Bu merakla İstanbul’a gittim, Süleymaniye Kütüphanesi’nde çok inceleme yaptım, bir sonuç elde edemedim. Kütüphane memurundan (Hafız-ı Kütüp’ten) sordum, atam hakkında bilgi istedim, o da bilemedi ve bana şöyle söyledi: ‘Bana bu zatın, on sayfalık olsun, bir eserini getir; sana onun hakkında istediğin kadar bilgi vereyim.’ dedi ve hemen ilave etti:
Demek hocam, yazılı bir eser çok önemliymiş. Yüksek atamız Hüseyin Paşa, bu kadar muazzam vakıflarına ve yaptırdığı camilere paralel olarak, on sayfalık olsun, bir de hâl tercümesini yazan risale (broşür) bastırıp bırakmış olsaymış; bu hayır eserlerinin başına bir de taç konduracak, torunlarını ve araştırmacıları kıyamete dek meraktan kurtaracakmış.”
Pek doğru. Nur içinde yatsın!
Ankara
Şakir Sabri YENER