Birecik’in mutasavvıf şairlerindendir. Bundan önce Kültür dergisinde hayat ve kişiliğinden bahsettiğim Şeyh Abdurrahman Halis Erol’un mensup bulunduğu, aslen Türkistan'dan göçüp gelme Şukalı, yani çadırlı oymağının Karababa kolundandır. Kadirî şeyhlerinden Abdülkadir adında bir adamın oğludur. Annesi aynı soydan ünlü Şeyh Taha’nın hemşiresi Safiye Hatun'dur.


Şerif, 1820'de Birecik’in Meydan Mahallesi'nde doğdu; iyi bir medrese öğrenimi gördü. İyi Arapça ve Farsça öğrendi. Bir aralık Birecik’i işgal eden Mısır ordusunda adını tespit edemediğimiz birinin yanında çalışarak pratik tıp tahsil etti. Şerif Efendi’nin tıptaki bilgisi sonradan torunu Sadettin Efendi’ye geçmiştir.


Sadî’nin babası zamanın tanınmış şeyhlerinden birisi olduğu hâlde kendisi tekke mensuplarından hoşlanmazdı, onlarla alay ederdi. Bir gün Birecik’e gelen Urfalı Mehmet Bakır adında yarı meczup bir adamın etkisiyle, bugün Birecik’te türbesi —belki de makamı— bulunan Sadettin Cibâvî’nin kurduğu Sadiye tarikatına girdi.


Bana dedesi hakkında bu bilgiyi veren Sadettin Efendi olayı şöyle anlattı:

“Bir gün Birecik’e bir dervişler grubu gelir. Servili Cami avlusunda büyük bir ayin yaparlar. Bunu duyan dedem yakın arkadaşlarına 'Dervişler ne maskaralık ediyorlar, gelin gidip seyredelim.' der. Birlikte camiye giderler. Avludan caminin hücresine çıkan merdiven üzerine oturup alaylı alaylı bunları seyretmeye başlarlar. Bu durum, o sırada avluda yakılan bir ateş çevresinde gösteri yapan dervişlerden birinin gözüne çarpar. Yanına yaklaşır, bir şeyler söyler. Bunun üzerine dedem bulunduğu yere yıkılır. Bir süre baygın yatar. Olaydan bir süre sonra da tarikata girer. Yaşayışında büyük bir değişiklik olur, coşkun bir derviş hâline gelir. Bu arada şiire heves eder; Sadî takma adıyla şiir yazmaya başlar. Pratik tabiplik ve şiirden başka hattatlıkla da uğraşır; zamanla Birecik’in en ünlü hattatlarından biri olur.”


Sadî’nin bir divan dolduracak şiirleri bulunduğu söylenirse de ancak iki parçasını elde edebildim. Bunlardan biri Şeyh Abdülkadir Geylânî, diğeri de Sadettin Cibâvî için yazdığı methiyedir. Birincisi Sadettin Efendi’den not edilmiş, ikincisi Şair Baba Kânî’nin cönkünden kopya edilmiştir. Halen Sadettin Efendi ölmüş olup Enver adında bir oğlunu tanıyorum.


Elde bulunan iki parça şunlardır:


Menba-ı feyz-i hakîkat kâşif-i esrâr-ı Hudâ

Vâris-i ilm-i nübüvvet Kâim-makâm-ı Mustafâ


Pertev-i mihr-i şerîat mahzen-i lütf-ü atâ

Dürr-ü deryâ-yı hidâyet nûr-u misbâhü’l-hüdâ

Kutbü’l-aktâb-ı vilâyet şâh-ı küll-ü evliyâ

Gavsü’l-âzam bâzü’l-eşheb Şeyh Abdülkâdir’â


Cedd-i pâkidir Hasan İbnü’l-Emîrü’l-mü’minîn

Fâris-i meydân-ı hikmet ma’den-i ilm-i ledün

Nûr-ı çeşm-i asfiyâ mahbûb-u re’si’l-âlemîn

Tâcidâr-ı evliyâ oldur İmâmü’l-müttekîn

(Nakarat)


Sâhib-i sıdk-ı adâlet zü’l-hayâ hilm-ü kerem

Ârif-i cûd-i sehâvet eşca-ı hayrü’l-ümem

Merkad-i cism-i latîfi âşıka beytü’l-harem

Sâdî’yâ kıl ilticâ ancak budur âlem-himem

(Nakarat)


Cürm-ü isyânım bilip geldim kapına kılma ret

Senden özge yok penâhım yâ veliyyullâh-ı ferd

Derdimin dermânı sensin kıl himâye bî-adet

Şeyh Sadettin Cibâvî Hâmi-i Havran medet


Kutbü’l-aktâb-ı vilâyet ehlinin sultânısın

Hak ile haksın hakîkat bahrinin ummânısın

Hem Hudâ’nın kullarına rahmet-i ihsânısın

Şeyh...


Gelmişem rûy-ı siyehle pâdişâhım kıl kabul

Ver muradım ey efendim gönlümü etme melul

İlticâmızdır sana her an dilimde dâim ol

Şeyh...


Nice yüz bin kimseler buldu yüzünden devleti

Kurb-u Hakk'a vâsıl olup buldular hep rif’ati

Bendenizden rahmedip kesme nazarla himmeti

Şeyh...


İltifatını umar Sadî kulun eyler niyaz

Bahr-i lütfun bî-nihâyet ey kerîm-i çâresâz

Acz ile hayrette kaldım el-gıyâs el-gıyâs

Şeyh...


Bu parçanın baş tarafındaki nota göre şairin asıl adı Hacı Mehmet Şerif’tir.