Bundan önce mecmualarımızda Gaziantep düğün adetlerine ait beş-altı yazı yazmıştım. Ayrıca İstanbul’da çıkarılan Gaziantep Kurtuluş Dergisi'nde de gerdek ve çeyiz ile ilgili iki yazı neşrettim. Aşağıdaki yazı ile Gaziantep düğün adetleri ile ilgili folklor denemesinin son bölümünü okuyacaksınız. Bu yazı, serinin tamlığını iddia etmiyor; bilakis eksikliğini iddia ediyorum. İleride daha geniş araştırma yapacaklara faydalı bir mehaz olmasını ümit ettiğim bu yazılardaki hatalarım için özür dilerim.

Gelinçi: Eski tabirle düğünden önce yapılan eğlenceler demektir. Bugünkü Gaziantep’te hem gelinçi hem düğün aynı günde yapılmaktadır. Yani ikisi birleştirilmiştir. Gelinçi ile ilgili adetleri beş altı grupta toplayıp bunları da sırayla inceleyeceğiz.

Gelin Hamamı: Çeyiz gittikten iki gün sonra kız evinin kadın akrabaları hamama giderler. Bu hamama oğlan evinden ve akrabalarından kimse davet edilmez. Gelin olacak kız hamamda şarkılar, maniler ve hususi surette bulunmuş kadın hocaların okuduğu övmeler arasında yıkanır. Bunlara misal olarak şunları yazabilirim:

Arpa buğday taneler Bir kız gördüm un eler Keten gömlek sıkıyor Titreşir memeler

Ay gider yüce gider Kervanlar gece gider Çift memenin üstünden Doğru yol Hacca gider

Altın bilezik burma Kız saçın sarı sırma Bu gecelik bize gel Yedireyim şeker-hurma

Saçın siyah ibrişim Telini soymak işim Gözlerine bakarken Dün kendimden geçmişim

Gelin hamamın misafiri sayılır, temizliğine azami itina gösterilir. Hamamcı, kayme ve natıra gelinden para almazlar. Eskiden gelin hamamına yabancılar ve bilhassa köylü kadınlar alınmazlardı. Buna sebep de köylü kadınlarının fazla erkeğe benzer sayılmasıdır. Yani onlar erkekleri ile pek açık saçık konuştuklarından, hamamda gördüğü kadınların vücutlarını ve diğer bazı hususiyetlerini anlatarak şehirdeki kadınların namahrem durumunu köylü erkeklerine anlatılmasını önlemektir. Şimdi bu adet kalmamıştır.

Hamamda evden getirilen dolmaların yanına çiğ köfte yoğrulup mevsimin meyveleri, şire ve fıstık gibi şeylerle öğle veya ikindi yemeği yenir. Ve tabii bu arada hamamın kubbelerinde (yah-zılgıt) sesleri yankı yapar.

Hamama gelmiş olan misafirlerin parasını kız evi, yani kızın annesi vermez; davette bulunanlardan en zengin olan hanım verir ki davet olunanlar arasında böyle birisinin olmasına bilhassa dikkat edilir. Kızın annesi kaymelere ve natıraya entarilikler hediye eder.

Gelin hamamının bir özelliği de kıza, hoca kadınlar tarafından gusül abdesti almasının öğretilmesidir. Bu öğreti sırasında kızın annesi yıkanacak yerde bulunmaz; dışarıya sofaya, yani soyunma yerine çıkar. Buna sebep, kızın utanmasının önüne geçmek veya biraz olsun azaltmaktır.

Güvey Hamamı: Güvey hamamına yalnız güveyinin arkadaşları ve oğlan evinin erkek davetlileri gider. Oğlanın amcası, babası gibi büyükleri damat hamamına gitmezler. Hamamda davetliler arasında iyi köfte yapan biri tarafından çiğ köfte yoğrulup rakı içilir. Bu arada beraberlerinde getirdikleri paralı çalgıcıların veya oğlanın arkadaşlarının çaldığı havalarla damata mahalli oyunlar oynatılır. Bu arada sesi güzel olanlar mahalli türküler veya uzun hava söylerler:

Karşı dağda kara çadır ordu var Her yiğidin yüreğinde derdi var Vatan için ben bu dağda gezerim Türklük için bu canı feda ederim

ve bu arada: Kellenin kefi geldi Güveyin keyfi geldi

gibi şeylerle başlayan "Maşallahlar" da çağrılır.

Gece yarısından sonra yıkanılır, bu arada oğlana gusül abdesti aldırtılıp giyinirler. Evlere dağılmazdan önce hamamın dış sofasında yeniden yenilip içilir.

Gelinçi Eğlencesi: Gelin hamamdan geldikten iki gün sonra kızın ailesinin gayet yakın kadın akrabaları kelimenin tam manası ile eğlenirler. Yaşlı ve düğün işlerinde pişkin kadınlar bu arada kızın biraz (yüzünü-gözünü) açarlar; yani açık saçık hikâyeler anlatırlar ki onları buraya yazmama imkân yok, zaten bu gibi şeylerin çoğu hemen oracıkta uydurulan hikâyelerdir. Bu eğlentide kadın-erkek münasebeti ile ilgili maniler ve şarkılar çoğunlukla söylenir. Mesela:

Arığı atladın mı? Şalvarı topladın mı? Oğlan dedi gel yatak Kız dedi çatladın mı?

Gelinçi — Düğün: Gelinçi ekseriya kaba kuşlukta başlayıp akşama kadar devam ettiğinden yemekli olur ve eğlentinin birçok kısımlarında "Yah" ve "Zılgıt" yine temel yeri işgal eder.

DÜĞÜN: Gaziantep’te düğün günü perşembe günüdür. Buna sebep zannımca eskiden cuma gününün yarı tatil sayılması veya cumanın kutsal bir gün olmasıdır. Zira gerdek perşembeyi cumaya bağlayan gece olduğundan gerdek fiili cumanın ilk saatlerinde olur. Düğün oğlanın evinde olur. Gelini sabahleyin kızın akrabaları hazırlarlar. Eski gelinliğin bugünkülerden farkı, gelin başına taç yerine (fitoş) giyer, üzerine (mezer) örtünür; duvağı yerine kullanılan bu mezer hâlâ bazı bazı kullanılmaktadır. Diğer bir fark da ayağa naylon çorap giymeyen gelin, bunun yerine beyaz bez sarıp üzerine siyah iplik çorap ve ayağa sarı (Edik) giyilmesidir.

Gelinin baş tuvaletini yaparken saçının örülmesi sırasında kız çocukların saçı taranırken söylenen:

Ayda karış Günde süngüç Topuk sana Haber salmış Durmasın durmasın Gelsin demiş

manisi söylenerek geline, kızlık ve çocukluk devrinin bu günle beraber sona ereceği anlatılmak istenir.

Gelini kız evinden alıp götürmek için eskiden katırlarla, bugün ise otomobille 3-4 kadın ve 10-12 tane çocuk sabahleyin kız evine gelirler. Kızın kapısı çalınmazdan önce kız ve erkek çocuklar kollarını birbirinin omuzlarına atarak bir halka veya yarım daire meydana getirip:

Aşo!.. Maşo!. Kişş!.. Sizin iğne... Bizim iğne... Gel kapıya... Hanek dinle... Aşo! .. Maşo!.. Kiş!.

tekerlemesi durmadan tekrarlanır. Bu arada oğlan çocukları (yah) çağırıp yaşlı kadınlar da zılgıt çalarlar. Burada şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Gaziantep’te kadınların yah çağırması, erkeklerin (zılgıt) çalması ayıp telakki edilir; örf, adet bunu şiddetle men ederse de son zamanlarda genç kızların kendi aralarındaki toplantılarında kızlar (yah) çağırmaktadırlar.

Kızı almak için gelenler eve girip birer kahve içerler ve bu sırada kahve içtikleri fincanlardan bir tanesini çalarlar. Evde çakılı bir çiviyi ve kurutulmuş bir narı da hevenkinden söküp yanlarına alırlar. Bu fincanın ne işe yaradığı biraz sonra anlatılacaktır. Çivi gerdek (odasına) çakılır. Narı ise kız gerdek odasının duvarına vurup parçalar.

İp Çekmek: Gelin evden giderken annesinin ve büyüklerinin elini öper. Bu tören pek acıklıdır; iki taraf da ağlaşır, bilhassa gelinin bu gidişte ağlaması lazımdır. Gelinin vasıtaya veya ata bindirilip oğlan evine getirileceği sırada mahallenin delikanlıları, amcası çocukları veya mahallede kahve varsa kahveciler vasıtanın veya atın önüne ip çekip gitmesine mani olurlar. Bahşiş almadan da yolu açmazlar. Bu ip çekmek yol boyunca birkaç defa tekerrür eder.

Pek eskiden mahalleye kızı almaya gelenleri delikanlılar taşlar ve mahallelerinden bir kızın götürülmesini önlemeye çalışırlardı. Bu arada pek kanlı çarpışmalar olurdu. Bunu önlemek için de kız almaya gelen gruba eskiden kız alınacak mahallede oturanlar veya o mahallede dedesi, dayısı, amcası vs. gibi akrabası olanlar iştirak ederdi. Ayrıca bunları mahallenin hududunda, eskiden oğlan evinin mahallesinde oturan veya o mahallede akrabası olanlar karşılarlardı. Bunlara mahallenin hocası da katılarak kız evinin kapısına gelirler ve kızı alıp yeniden mahalle hududuna kadar geçirirlerdi. Son zamanlarda taşlayıp dövüşüme kalkma yerine yalnız (yuhalama), yani Gaziantep tabiri ile (ALEHEY..) çağırma kalmıştı. Günümüzde ise bu gelin alıp gidiş mahallede hiç mi hiç tepki yapmamaktadır.

Gelin oğlan evine gelince çalgıcılar ve kadın hocalar tarafından karşılanır. Kapının eşiğine kahve içerken çalınan fincan konulup gelin tarafından vurularak kırdırılır (ayağı ile kırılan). Fincanı kırdıktan sonra içeriye giren kız manilerle karşılanır:

Gelir salını Giyer alını Evin gelini Canım sen hoş geldin Sen sefa geldin

diye başlayan maniyi okurlar. Gelin eve girince pek eskiden tatbik edilen ve bugün hiçbir kalıntısına rastlanmayan bir adete göre yere çömelip durur, kaynanası gelinin üzerinden gelinliğin eteğine basarak geçer ve bunu birkaç defa tekrar edermiş… Bugün böyle bir şey yoktur. Fincan kırıldıktan sonra bir odada hazırlanan köşke gider.

(Devamı sahife 39’da)