1- NECMİYE (KIRKAYAK)

İkinci Meşrutiyet’ten bir yıl önceydi. Gaziantep kaymakamlıktı. O yıl Antep’te Necmettin Bey adında bir kaymakam vardı. Bu zat, şehrin güzel manzaralı bir yerinde yazlık bir kahve yaptırdı. Bunun şoseye bakan yönünü, bir taşı kara, bir taşı beyaz kırk sütunlu demir parmaklıklarla yoldan ayırdı ve adını da “Necmiye” koydurdu. Fakat halk burasına “Kırkayak” dedi. İşin içinden çıktı.

2- ÇINARLI AİLE PARKI (YEŞİL SU)

Bundan dokuz yıl önce Gaziantep Valisi Niyazi Araz ve Bayındırlık Müdürü Sadettin Tuğrul Cemaliğil zamanında Şehitler Anıtı yanında bir aile parkı yapıldı. Bunun ortasına da su sütunları fışkıran fıskiyeli bir havuz oturtuldu. Havuzun iç kenarı renkli ampullerle süslendi. Bu ampullerden çıkan renkli ışıklar geceleri havuz suyunu ve su sütunlarını renkli ışıklara boğdu. Yeşil renk çoğunlukta olduğu için halk bu parkın adına “Yeşilsu” dedi. “Aile ve park” sözcüklerini attı.

3- KABİRLİK-SİNNER

Kabir sözcüğünün Öz Türkçesi "sin"dir. Bazı küfürbazlar, kavgalaştıkları birisine “babasının sinine” diye küfrederler. Gaziantep’in Tabakhane semtinde vaktiyle “Sinner” denen bir mezaristan vardı. Halk, "-ler" topluluk ekini "-ner" şeklinde söyler. “Zenginler” demez, “Zenginner” der. Onun için "mezarlar" anlamına gelen "sininer" sözcüğünü de "sinner" olarak kullanmıştır. Şimdi bu mezarlık yok. Asri mezarlık adının Öz Türkçe ve halk dili ile söylenişi şeklinde "Sinner" diye değiştirilmesini arzu ederim.

4- İHSAN BEK-ESENBEK

Gaziantep’in Şehreküstü semtinde Esenbek Camii diye güzel bir cami var. Bu caminin bitişiğinde bir de Esenbek kasteli denen yeraltı havuzu var. Osmanlıcacılar bu camiye “İhsan Bey Camii” derler. Halk ise bal gibi “Esenbek Camii” der. Bu da bizde aydınlar diliyle halk dili arasındaki açık farkın ve ayrılığın tipik bir örneğidir. Buna başka bir örnek de şudur:

5- ŞEHREKÜSTÜ (ŞARAKÜSTÜ)

Osmanlıcacı aydınlar bu semtin adına “Şehreküstü” derler. Halk, Arapça "şehir" sözcüğünü atar, “Şaraküstü” der.

6- DEVLİP-TİNK

Gaziantep’te beygirle bulgur döven aracın adı "devlip"tir. Halbuki bunun eski adı "Tink"tir. Bugün Antep’te argo dilinde "tingövü" denen bir semt var. Bunun doğrusu "Tin önü"dür. Burada bir devlip ve yazın bulgur serecek bir meydan vardı. Ama şimdi buradan devlip kalkmış ve alan da park olmuştur. Fakat semtin adı "tingövü" olarak kalmıştır. Bu da Öz Türkçeciliğin tipik bir örneğidir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ama bu kadarla yetinelim. Gaziantepliler asırlarca Araplarla bir ülke sakinleri halinde yaşadıkları gibi, Cumhuriyet’ten sonra da aynı sınırdaş olarak yaşamaktadırlar. Fakat güzelim Türkçelerini hiçbir zaman bu iki ulusun potalarında eritmemişlerdir. Aksine onların dillerinden sözcükler almışlar, kendi dil potalarında eritmişler, Türkçeleştirmişler, dillerine mal etmişlerdir.

Örneğin: Farsçadan "keşifger" kelimesini almışlar "köşker" yapmışlar; Arapçadan "Aynül Leben"i almışlar "Alleben" yapmışlar; "Lahm alel’acin"i almışlar "lahmacun" yapmışlar; "Meş’ale"yi almışlar "maşala" yapmışlar. Bu örnekleri de çoğaltmak var ama bu kadarlarıyla yetinelim.

Gaziantebimiz Mütercim Asım, Necip Asım, Ömer Asım gibi dilci üç Asım ile ne kadar övünse yeridir. Bunlardan ilk iki Asım Hakk’ın rahmetine kavuşmuşlardır. Şimdi Türk Dil Kurumu genel yazmanı dostum Sayın Ömer Asım Aksoy’a uzun ömürler dilerim. Yine dilci hemşehrimiz Kilisli Muallim Rifat’ı de rahmetle anarım.