DEYİMLER-TAKIM SÖZLER-

MEŞHUR SÖZLER

Üğür olmak. (Hayvanlar biri birine veya insana alışmak; daima birbirini arayacak derecede Cinsiyet kesb etmek).

Vara varası, dura durası. (Nihayet, eninde sonunda).

Vay mı ki. (Hele… Yanılıp ta hele… Haddi varsa... gibi sözlerin karşılığıdır). [Misal: çok kıskançtır. Vay mı ki yanında birini methetsinler; ifrit olması için kâfidir].

Ver yeyeyim, ört yatayım, bekle canım çıkmasın. (Kendisi çalışmayan, bilakis başkasının kendisi için çalışmasını ve ken­ disine hizmet etmesini bekleyen. tembel, tenperver, işe yaramaz adamları tavsif eder).

Vurduğu çok ama, öldürdüğü yok. (Ağzı kalabalık… Bol bol atıyor' Bir çok mühim şeyler yaptığından veya yapacağından bahsediyor. Hakikati araştırır, fiiliyata bakarsan bir şeyini göremezsin).

Vurmadan kaçmıya elimiz değmiyor. (Ondan daha mühim işlerle meşgulüz; ona sıra gelmiyor).

Yağan yağmur, esen yele yetmez. (Mart ayına mahsus deyimlerden).

Yağla yavşan tatlı olur. (Yemeğin lezzetini getiren yağdır). Acı bir ot olan yavşan bile yağla pişirilirse lezzetli bir yiyecek olur)

Yağ mı yoğurttan çıkar; yoğurt mu yağdan? Göreceğiz. (O mu buna üstün gelir Yoksa bu mu onu bastırır? Göreceğiz). [Karşılıkla iddia zamanlarında söylenir].

Yağmur nereye yağarsa tarlayı oraya kaldırır. (İşini nereden çıkarabilecekse, vaziyete hâkim olan unsur ne ise onu temin eder).

Yakışıktan yada kalmış. (Yakıştırmak kabiliyetinden veya yakışıklı olmak mazhariyetinden mahrum).

Yalam Yalam etmek. (Yalanarak yiyecek aramak). [Hem hakiki, hem mecazî olarak kullanılır].

Yanbeğe gelmek. (Yan gelmek, yanı üzeri yatıp rahatına bakmak).

Yandım yaleliye düştü. (etekleri tutuştu; telâş etmeye, yanıp tutuşmaya başladı).

Yapıştığı dal eline geldi. (Güvendiği ve bağlandığı şey çürüdü; mahvoldu)

Yaralı parmağa işemez. (Yardım etmesi beklenen kimseye faydası dokunmaz).

Yaramışlık satmak. (Cemile göstermek, kompliman yapmak, bir şahsın hoşuna gidecek şeyler yaparak kendisini ona beğe­ndirmeye çalışmak). [Yaramıştık taslamak şeklinde de söylenir].

Yarı etim eridi. (Bir emanete zarar gelmesin diye üzerine titriyerek birisini rahatsız etmemek için çok saygılı olarak, bir hadise arzu edilmeyen şekilde çıkacak diye kaygı ve endişe ederek... çok üzüldüm).

Yarımı yemez, bütüne kıymaz. (Mükemmel olmayanı beğenmez. Mükemmelini de yapmaz veya yapamaz. Bu yüzden hiç iş göremez).

Yasını yarıda kaldı. (Gayesine erişemedi. Tasmim veya teşebbüs ettiği şeyi tahakkuk ettirmedi),

Yattı yattı yarmadı, kalktı yeri tırmaladı. (Şimdiye kadar tembel, tembel vakit geçirdi. Hiç alakadar olmadı. Şimdi ise kaçırdığı fırsatı tekrar ele geçirmek için çabalayıp çırpınıyor).

Yavan tarhana. (Sevimsiz biçimsiz bir kimse hakkında).

Yeğinlik edenin yeni yanı yere gelsin. (Zorbalık edenin Allah canını alsın da, vücudunu taşkınlık eden tarafı toprakta çürüsün). [Yeğin: çok, ziyade].

Ye hami, iç burnu yat nenni! (Ver yeyeyim, ört yatayım; bekle canım çıkmasın sözünün çocuk dilince ifadesi). Ham: yiyecek, bum içecek].

Ye köteği, ver ceremeyi, ben arkanda duruyorum. (Zayıf birisini kuvvetliye karşı döğüşe sevkeden ve ona yalnız sözle cesaret vererek fiili hiç bir yardımda bulunmayan kimsenin vaziyetini anlatır, [Cereme, cerime: tazminat zararlık].

Yel gelen deliği tıkamalı. (Bir teşebbüste bulunduğu zaman mahzurlara karşI tedbir almalı. Ucu bir kimseye dokunacaksa ona bir çare bulmalı).

Yemleme dökmek. (Birisini bir şeye alıştırıncıya kadar hoşuna gidecek şeyler yapmak).

Yeriş, yetiş yok (Erişme, yetişme imkanı kalmadı). [Misal], öğretmen sınıfta Turgut'u methetmiş. Artık Turgut'a yeriş yok görmelisin, ne seviniyor, ne seviniyor).

-ARKASI VAR-