Güzel Türkçemizde, “ağız” sözcüğü üzerine söylenmiş birçok atasözü ve deyimler var. Bunlar iki bölümdür:

1- Genel olanlar. Yani Türkçe konuşulan her yerde bilinenler ve söylenenler. Birkaç örnek: “Yiyen ağız utanır.” “Ağzından çıkanı kulağı duymuyor.” “Senin ağzını kulağına kadar yırtarım.” “Haktaâlâ kulağı iki yaratmış, ağzı bir; sen de iki dinle amma birden artık söyleme!” “Ağzımızın tadı kaçtı.” v.s.

2- Özel olanlar. Yani her bölgenin ya da her il, ilçe, bucak ve köyün kendine özgü olanlar.

Bizim Gaziantep ilinde söylenenleri, sayın dostum Ömer Asım Aksoy Gaziantep Ağzı adlı 3 ciltlik bilimsel kitabında topladı. Şimdi ben ağız üzerine olup da o kitaba girmemiş bir deyime değineceğim: (Ağzı Urup).

“Canım ağzın da urubu olur muymuş?” demeyiniz! Yarımı oluyor da urubu yani dörtte biri neden olmasın? Örneğin: “Yarım ağız bir söz verdi bakalım.” Peki, o halde ne demektir “Ağzı Urup”? Şimdi açıklayayım:

Sözleri ağzından döke döke, çabuk çabuk söyleyenlere; sözün nereye varacağını, kimlere dokunacağını düşünmeden patavatsız konuşanlara Gaziantep argo dilinde “Ağzı Urup” derler. Yani ağzı sözleri tam kapsayamadığı için sözler ağzından dökülüyor anlamında bir deyimdir bu.

Bu biçim konuşuk; normal konuşanlarda da heyecanlı olanlarda da ağlamaklı konuşanlarda da olur. Anadan doğma kekemeler bu deyimin kapsamına girmez.

Bu deyim hakaret deyimi olarak da kullanılır. Kavgalaşan iki kişiden biri heyecana kapılıp ağzından çıkanı kulağı işitmez durumda, patavatsız çabuk çabuk karşısındakine sövüp saymaya başladı mı o da hakaret etmek için buna bazen şöyle der:

“Yürü, ağzı urup deyyus!”

Sırası gelmişken ağız üzerine olan konuyu biraz daha açalım:

Gaziantep’te bir koyun doğurduğu zaman onun sarımtırak ilk sütünden “ağız” adı verilen bir pelte yaparlar; bu telemeye benzeyen tatlı bir şeydir. Doktorlar tavsiye etmezler ama gene de Gazianteplilerden bazıları buna toz şeker karıştırıp ekmeklerine katık ederler. Hele ağızlı künefe (kadayıf), Gaziantep’in mevsimlik en nefis bir tatlısıdır. Ne çare ki perhizlik bu ömür tatlı ile aramı açtı. Yiyenlere afiyet olsun!

İnsan ağzı bazen kutuya da benzetilir. Ağzı burnu yakışıklı bir güzeli Gaziantep’te “Ağzı burnu kutu gibi” diye nitelerler.

“Açma kutuyu, söyletme kötüyü” atasözü de ağzın kutuya benzetildiğinin güzel bir örneğidir. Öyleyse ağız bir kapalı kutu olduğuna göre ağzın içindeki “dil” de bu kutunun anahtarı olması gerekir. Onun için Gaziantep halk dilinde her çeşit anahtara da “dil” derler ya! Demek biri et, biri demir olan bu iki araç arasındaki benzerlik her ikisinin de kapalı bir kapıyı açmalarındadır. O halde her ikisi de dildir; doğrudur. “Anahtara dil diyorlar” diye bizi kimse kınayamaz.