5-55: MUZAFFERÜDDİN
6-56: MAHMUD

“Gaziantep” gazetesinin 936 yılında çıkan 428 inci sayısında dördüncüsünü yazdığım ikinci seri (Büyükler) e, (Başpınar)’da devam edeceğiz:

Aziz kardeşim Hikmet Turhan Dağlıoğlu’ndan aldığım 5 Mart 939 tarihli bir mektubun içinde bana gönderdiği matbu dört sahifelik bir (ayrı baskı) daki yazıları aynen alıyorum:

Ş. S. YENER

Türk Tıp Tarihi Arşivi
Cilt 3, No. 10, 1938
Ayrı Baskı

Yazan H.T. DAĞLIOĞLU

Antep, öteden beri birçok alim, şair, hekim yetiştirmiş kahraman bir memlekettir. Bu yazımızda dokuzuncu hicri asırda Antep’te yetişmiş iki hekimin hâl tercümeleri ve eserlerinden bahsedeceğiz.

Antep, 922/1516 senesine kadar Mısır Memlûklerinin idaresinde kalmıştı. Mısır idaresinde bile Antep, millî hüviyeti olan Türklüğünü muhafaza etmiş; Mısır idaresine Bedreddin Mahmud El-Aynî gibi din ve tarih âlimleri, İbni Bali gibi edib ve şairler, Şemseddin Elemşatî gibi büyük insanlar yetiştirmiştir.

Antepli iki büyük hekimden biri Reisü’l-Etıbbâ (Muzafferüddin Mahmud Elemşatî)’dir ki, 810 hicrî tarihinde Antep’te doğdu.[1] Kendisi asil bir Türk ailesine mensuptu. İstanbul’da Süleymaniye Kitap Sarayı’nda, Yeni Camii kısmında 8720 numarada kayıtlı (Tabakātü’l-Müfessirîn) adlı eserin 86’ncı varağında bu büyük adam için şu malûmat vardır:

“Mahmud bin Ahmed bin Hasan bin Yakubü’l-Antebî el-Hanefî Muzafferüddin Elemşatî Antep’te 810 tarihinde doğdu. Fıkıh ve tıpla uğraştı. Câmi-i Tolun’da tıp tedris etti. Reisü’l-etıbbâ oldu.”Câmi-i Tolun bu devirde bütün İslâm âleminin en büyük bir tıbbiyesi idi. Muzafferüddin Elemşatî’nin hangi tarihte öldüğünü bilmiyoruz. Fakat kardeşi Hanefî Kadıyü’l-kuzzât Şemsü’l-Elemşatî’nin 885 hicrî senesinde Kahire’de öldüğünü İbni Ayas haber vermektedir.[2]

Hekim Antepli Muzafferüddin’in Beyazıt Camii içinde bulunan Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi’nde 2511 ve 2512 numaralarda kayıtlı:

(Kitâbü Şerhi’l-Lemhatü’l-Afîfe el-Müsemmâ bi-Tesisü’s-Sıhha)adlı Arapça iki ciltlik tıbba ait bir eseri vardır. Birinci cilt 304 varaktan ibaret olup beher sahifede 25 satır vardır. Yazısı Arap nesihidir. Bu kitap aslî nüshadan 959 Hicrî tarihinde istinsah edilmiştir. Bahis başları kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Kitap 18×13½ ölçüsündedir. Cildi kahverenginde ve işlemelidir. Birinci ciltte olan başlıca bahisler şunlardır:

Emrâzü’r-re’s (baş hastalıkları)

Marazü’l-merak – sahife 31

Verem ve sebepleri – sahife 81

Sial – sahife 125

Kulunç – sahife 190

Emrâzü’t-tenâsül ve teşrihuha– sahife 223

Bu bahiste erkeklerle rahim hastalıklarına dair 25 varak yer tahsis edilmiştir.

İkinci cilt ise 168 varaktan ibaret olup her sahifede 21 satır vardır. Ölçüsü 18×13½’dır. Yazısı Arap nesihidir. İkinci cilt “Fasl-ı Teşrihü’l-Kebed ve Emrâzü’l-Kebed”den başlamaktadır.

Her iki kitabın başında:

“Telifü’ş-Şeyhi’l-İmâmü’l-Allâme el-Allâmetü Muzafferüddin Elemşatî el-Ayntâbî”cümleleri okunmaktadır. Bu tıbbi kitapta her hastalığın tedavi tarzı ile kullanılması lazım gelen ilaçlar sarahatle gösterilmiştir.

Kendisi kitabın mukaddimesinde şöyle söylemektedir:“Bu kitapta her şeyden ziyade mariz olan uzvun teşrihine ehemmiyet verdim. Sözü uzatmak istemedim ve hastalıkların ilâcını gösterdim.”

Antepli Muzafferüddin bu eserini yazmak için Ebû Ali Sina’nın el-Kanun’u ile, Alâeddin Ommi, Ebu’l-Hasan Ali bin Ahmed, Muhammed Zekeriya er-Râzî, Ebu Mansur Süleyman gibi tabiplerin kitaplarından istifade ettiğini de zikretmektedir.

İkinci cildin sonunda ilâve edilmiş bazı ilaç terkipleri vardır. Meselâ bunlara misal olarak şu parçayı yazayım:

“Katır tırnağını ihrak edip külünü zeyt yağıyla merhem edip her nereye sürülse kıl bitirir; mücerreptir.”

Bu ilâve ve ilaçların Mehmed bin Mustafa isminde bir tabip tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır. Bu kitaplar Şeyhülislam Veliyyüddin Efendi bin el-Hac Mustafa Ağa bin el-Hac Hüseyin Ağa (1179) vakfıdır.

Antepli Muzafferüddin’in bu kitabı tababetimiz ve tıp tarihimiz için tetkike değer bir kitaptır. Esasen Mısır’da Câmi-i Tolun’da tıp külliyesini aslı Türk olan birçok tabipler son derece terakki ve tekâmül ettirmişlerdir.

Şu zikredeceğimiz iki vak’a hem tababet tarihi hem de birer tarihî hadiseyi aydınlatması bakımından değerlidirler:

Birincisi:
795 senesinde Sultan-ı Rûm Yıldırım Bayezid’in elinde illet zuhur etmişti. Yıldırım Bayezid, Melik-i Zâhir Berkuk’tan bir tabîb-i hâzık istedi. Sultan ona Şemseddin Mehmed bin Mehmedü’s-Sağîr’i tayin ve harcırahını vererek elçi Emir Hüsameddin ile Bursa’ya gönderdi.[3]

İkincisi ise:
Sultan (Kayıtbay), Bîmâristan’da her sene kesilen yılanların bu sene de huzurunda kesilmesini emretti. Yılan sayısı, yılanların Bahre salonunda sultanın huzuruna getirildi ve bunların kesilmelerini zevkle seyretti. Yılanlar tıbbî bir maksatla besleniyordu. Yılanlar Bîmâristan’da besleniyorlardı. Sultan, reisü’l-etıbba Şemseddin Elkosunî ile oğlunu takdir etti ve onlara hıl‘at giydirdi.[4] 902 senesi Şaban’ında…

Bu iki büyük hekim de aslen Türk bulunuyordu.

Bu makalede kendisinden bahsetmek istediğimiz Antepli ikinci hekimin adı ise Mahmud bin Ahmedü’l-Antebî’dir. Bu zatın Süleymaniye Kitapsarayı’nda Şehit Ali Paşa kısmında 2006 numarada kayıtlı (Tesisü’l-etkân ve’l-mesâne fî ileli’l-kilye ve’l-mesâne) adlı tıbbî Arapça bir eseri vardır.

Kitap 45 varaktır. Her varakta 15 satır vardır. Yazısı Arap neshidir. Ölçüsü 22×15½’dir. Antepli Mahmud bu kitabı 887 senesi hicriyesinde Mekke’de yazdığını kitabının mukaddimesinde, kendisini bu kitabı yazmaya mecbur eden sebebi şu yolda izah etmektedir:

“Gördüm ki oradaki halkın ekserisinin kilye ve mesaneleri hastadır. Onlara bu hastalığı öğretmek ve bu hastalıktan kurtulmak için bir kitap yazmak istedim ve bu kitapta âlimlerin bu bapdaki sözlerini topladım ve kitabımı (Tesisü’l-etkân ve’l-mesâne) tesmiye eyledim.”

Antepli Mahmud’un kitabı bir mukaddime ile iki bab ve bir hâtimeden ibarettir. Hâtime ise üç fasla ayrılmıştır.

Mukaddimede:
Kilye emrazı sebepleri, alametleri, ilaçları.

Birinci babda:
Mesane emrazı, sebep ve alametleri ve ilaçları.

Hâtime:
Birinci fasılda: Mürekkep ve nafi edviyeler.
İkinci fasılda: Edviyenin müfredâtı.
Üçüncü fasılda: Bu fende yetişmiş olanların bu hususta söyledikleri sözler ve ileri sürdükleri fikirler.

Antepli Mahmud’un hangi tarihte ve nerede öldüğüne dair bir kayda rastlamadık. Yalnız kitabının baş tarafında “Cenâb-ı Hak beni Mekke-i Mükerreme’de mücaviretle müşerref kıldı” dediğine nazaran orada öldüğü kabul edilebilir.

Türk oldukları hâlde eserlerini Arapça yazan nice alimlerimiz vardır. Başta bütün beşeriyetin kendisiyle iftihar ettiği İbn-i Sînâ da bunlar içinde değil midir? Antakyalı bir Türk olan hekim Şeyh Davud da bunlar arasındadır. Tıp tarihimiz için bu iki eserle iki büyük Antepli hekimin ihmal edilmeyecek, hatta şerefli birer yeri olduğunu kabul edebiliriz.

Yazan: H. T. DAĞLIOĞLU

[1] Emşat, tarağa denir. Farsîde şane derler. Müfredi el-meşatttır.
Kamus tercemesi: Matbaa-i Osmaniye tab‘ı, cilt 3, s. 132. Antepli Muzafferüddin ki Kamus mütercimi ve vakanüvis Antepli Âsım Efendi’den sonra vakanüvis ve hekim Ataullah Efendi’nin de Tarakçıoğlu manasına gelen Şarkizade lâkabıyla anılması garip bir tesadüf eseri değil midir?

[2] Bedâyiu’z-zuhûr fî vekāyi‘i’d-duhûr, cilt 3, s. 165. İstanbul’daki Alman Âsâr-ı Atîka Enstitüsü tarafından neşredilen Arapça bu eserde Şemseddin Elemşatî hakkında şu satırlar vardır:
Şemseddin Elemşatî Mehmed bin Ahmed bin Hasan bin İsmail bin Yakub El-Antebî El-Gıckāvî, 885 senesi Ramazan’ında öldü. Kendisi alim, fazıl, zahid, müttakî, çok akıllı, hoşsohbet, hazırcevap bir zattı; her zaman hürmet ve itibar görürdü. Asrının alimleri arasında temayüz etmişti. Bir türlü halledilemeyen evkaf işlerini halletmeye muvaffak olmuştu. Asrın nadir yetiştirdiği bir şahsiyetti. Kadıyü’l-kuzzât vazifesini de iffetle başardı.

[3] Akdü’l-Cümân Târîh-i Ehlü’z-Zamân, Antepli Aynî…
Topkapı Sarayı, Hazine kısmı, numara 280, Türkçe tercümesi cilt 8, varak 202.

[4] Bedâyiü’z-zuhûr fî vekāyi‘i’d-duhûr, İbn-i Ayas, cilt 3, s. 350. Alman Müsteşrikler Cemiyeti’nin İstanbul’da tab‘ ettiği nüsha.