Her şeyden evvel bilinmesi lâzımdır ki; Antep, Türkiye’nin alelâde şehirlerinden birisi değildir. Antep bir bölgenin merkezidir. Adana Çukurova’nın, İzmir Ege’nin nesi ise Antep de Güney Anadolu’nun osudur. Aynı zamanda Türkiye’nin Arap âlemine açılan penceresi, Türklüğün kâbesidir.
İddiamızı ispat için bir nebze haritaya bir göz atalım: Orada Antep’in batıya, kuzeyi güneye ve güneyi kuzeye bağlayan ve bütün bir tarih boyunca daima geniş çapta işlek kalan ticaret yollarının kavşak noktasında olduğunu görürüz.
Şimdi de bir an için başımızı tarihe çevirelim: Antep çevresi bir zaman Eti İmparatorluğu’nun merkezi idi. Bu bölgede büyük bir imparatorluk kuruldu. Bu imparatorluğun Şuppiluliumaları, Mısır’ın Ramseslerine diz çöktüler. Bununla demek istiyoruz ki; Antep çevresi büyük ve kuvvetli bir imparatorluğa merkezlik edecek kadar mühim bir coğrafi mevkiye sahiptir.
Tarihten bir misal daha alalım: Bugünkü Antep’in 12 km şimalinde bulunan Dülük ve Sam köyleri bir zamanlar ehemmiyetli yerlerdi. Sam köyünün önündeki pınarın başında bir mabut resmi vardır. Bunun adı Dülük Jüpiteri idi. Roma İmparatorluğu’nun puta taptığı devirlerde en rağbette olan bu mabuttu. Aynı mabuda imparatorluğun başka taraflarında da rastlanır. O zamanlar bu mabuda tapanların dinî merkezi Dülük’tü. Dülük’e (Roma’ya giden 4 yolun birleştiği yer) diyorlardı. İmparatorluğun her tarafından gelip de Roma’ya gidecek olanlar Dülük’e uğruyorlar ve Dülük Jüpiteri rahiplerinin yaptırdıkları dinî âyinlerde bulunuyorlardı.
Tarihin bu devrinden sonra; Amerika keşfedilinceye, Şimal Denizi sahilleri iktisaden ehemmiyet kesbedinceye ve en nihayet Süveyş Kanalı açılıncaya kadar bölgemiz büyük geçişlere sahne oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun son devirlerinde bile memleketimiz büyük kervanların uğrak yeri idi. Halen mevcut hanlarımız bu hakikatin canlı birer ifadesidir. Ancak kuzeyimizden ve güneyimizden geçen tren hatları yapıldıktan sonradır ki bizim memleketimiz transit ticaretinden mahrum oldu.
Burada tarihi bir vakadan daha bahsetmek isteriz. Süveyş Kanalı açılmadan evvel İngilizler uzak şarkı Akdeniz’e bağlamak için Fırat’tan istifade etmeyi düşünüyorlardı. Birecik’ten İskenderun Körfezi’ne bir kanal açılacak, bu suretle Basra ile İskenderun arasında pek âlâ deniz nakliyatı yapılabilecekti. Rivayete göre İngilizlerin Kıbrıs’ı bu yolu emniyet altına almak için bizden aldıkları söylenir.
Bir şehrin büyük şehir olabilmesi için en mühim şartın büyük ticaret yollarının üzerinde olması ise, saydığımız deliller Antep’in bu şarta haiz olduğunu ispat eder.
Bu mevzuda isteklerimiz Karkamış-Antep, Maraş-Kayseri, Antep-Kilis, Kilis-Halep, İslahiye-İskenderun demiryolunun en kısa bir zamanda yapılmasıdır. Ayrıca İskenderun, Antep’e kuş uçumu 110 kilometredir. Halen mevcut şose, eski kervancıların iskele yolu tabir ettikleri güzergâhtan geçilirse çok muhtemeldir ki 140 kilometreyi geçmez. Bu da modern vasıtalarla yol asfalt olduğu takdirde 1,5-2 saattir. Bizi açık denize çıkaracak olan bu yolun ehemmiyeti bedihidir. Üzerinde durduğumuz ve yapılmasını ısrarla istediğimiz bu yolun
Abdulkadir BATUR (Yeni Gaziantep’ten)