Gaziantep Savunma Savaşı’nın övünçle göğüs kabartan yiğitlik ve yurtseverlik örnekleri arasında, korkunç ve acı bazı komik olaylar da vardır. Bunlardan birisi Kırk İkilik Top hikâyesidir.
Şehir, Fransız kuvvetlerinin tam bir çemberi altındaydı. Savaş bütün zorluğuyla devam ediyordu. Batı medeniyetinin bütün teknik imkân ve araçlarına sahip istilacılarla; savunma güçleri yalnız göğüslerindeki sağlam iman ve yurt sevgisi olan yarı aç, yarı çıplak kimselerin çarpışmasıydı bu.
Savaşın eşit olmayan bu şartlar altında sürüp gittiği günlerden birinde şehir, şimdiye kadar hiç duymadığı dehşetli bir gürültüyle yerinden oynadı. Halk, "Gâvur yeni bir top getirmiş olacak," dedi. Şimdiye kadar olanlardan daha korkunç bir bombardımanı beklemeye başladı. Fakat bu bekleyişler boşa çıktı. Aradan saatler geçtiği hâlde yeni silahın başka bir patlayışı duyulmadı. Ancak bir gün sonra aynı gürültü yeniden işitildi. Birincide olduğu gibi bunda da ateşin arkası gelmedi. Bir süre sonra işin iç yüzü anlaşıldı.
Kalede eski devirlerden kalma, ağızdan dolma, düz namludan ibaret bir top vardı. Ramazan’da iftar ve sahur vakitlerini haber vermek, bayramlarda yapılan şenliklere katılmak için kullanılırdı.
Bir gün savaşçılar kendi aralarında konuşurlarken akıllarına bu toptan faydalanmak geldi. Bir gece kaleden indirdiler. Bektaşi Harat Mehmet Ali Baba tarafından kalın bir dut bedenine demir çemberle sarıldı. Altına iki teker uyduruldu. Barutla doldurulduktan sonra ağzına "kumbuz" denilen ve eski toplarda kullanılan yuvarlak bir gülle yerleştirdiler. Balıklı cephesine getirilip düşmana, Kürkçüoğlu’nun evine doğru yöneltildi ve ateşlendi. Ateşlendi ama gülle ileriye, namlu da havaya fırladı. Bağlı olduğu ağaçla tekerleri parçalandı. Yeniden bir ağaca bağlandı ve teker takıldı. Dolduruldu, ateşlendi. Böylece günde birkaç defa kullanmak mümkün oldu.
Top ilk defa patlayıp Kürkçüoğlu duvarına çarptığı vakit Ermeniler arasında oldukça bir korku yaratmıştı. Asıl şaşkına dönen Fransızlardı. Şehrin dört yanını sıkı sıkıya çevirdikleri hâlde bu top nasıl olup da şehre sokulmuştu?