-1-
Efgan Didarî Bey'in el yazısı dört küçük defterden ibaret olan bu serencamı bize kardeşim Cemil Cahit Güzel (Emrak) getirdi.
Sayın saylavımız Aksoy'un, incelenmek ve muvafık görülürse neşredilmek üzere bana havale buyurdukları bu mecmuaları baştan başa okudum. Çok orijinal ve seyahatları hep şiirlerle tespit edilmiştir. Bunlar da Suriye'ye Hicaz'a, garbî Anadolu şehirlerine ve buraların halkına ve mesirelerine, dağlarına dair yazılmış parçalara rastlarsınız. Bediî hayallerle karıştırılmış manzum bir coğrafya gibi Efgan Didarî Bey bilhassa şiirlerinde çok muvaffak olmuştur.
Didarî'nin, alıp da bir hiddet neticesi geri boşadığı refikasına sonradan dayanamayarak ihtiyar ettiği Anadolu seyahati, Kerem'in Aslıhan derdiyle dağlar aşıp gitmesi gibi bir şey. Yalnız Dîdari, gezdiği yerleri, gördüğü şeyleri daha bakir bir fikir ve ifade ile yazmıştır; işte fark burada.
Efgan Didarî bugün Gaziantep —Fevzipaşa şosası üzerinde ve takriben 25—30 kilometre mesafede bulunan (Çavdar Ağa) köyünde perişan bir halde yaşamaktadır. Yaşı altmış altıdır.
Şimdi Efgan Didarî'nin serencamını yazmak için kendinin yaptığı gibi şeceresinden ve tercüme-i hâlinden işe başlayarak devam edelim:
Sultan Mahmut devrinde Kilis kazasının Küçük Bumbuç nahiyesinin Emirhac kariyesinde Ayaz oğlu Ahmet namında bir adam var idi. Bu zat çiftçilik uğraşırdı. Aynı zamanda ve aynı köyde bir aşiret beyi de var idi ki ismine Hacı Ömer oğlu Halil Bey derlerdi. O zamanlar aşayir beyleri kanun ve nizamdan müstesna pek parlak bir devir yaşarlardı. Hükümetin bunlar üzerinde tesiri yoktu. Gücü yetenler kendilerinden zayıf ve acizlerin mallarını yağma ederlerdi.
Bu bey, Emirhac kariyesine de musallat olarak yağmalamıştı. Ayaz oğlu da göçüp Antep toprağında Geneyik köyüne gelmişti. Bunun vefatından sonra Ayaz Hüseyin, Ali ve Ayaz Ahmet adlı üç oğlu ile bir de Haççe adlı kızı kaldı. Ayaz namında bir oğlu da sonradan doğar. Büyük oğlu Ayaz Hüseyin, mezkur köyden Kadirli Türkmeni aşiretinden Köse Mistik kızı Elif'i alıp Geneyik'te kalır. (1289 H. de Ökkâş adlı bir oğlu dünyaya gelir. 8—9 yaşlarında bu köyde okumaya başlar. Kur'an'ı hatmeder ve eli de kalem tutar. 12 yaşında babası ölür. Amcası Kara Mehmet ([1]) okutmaya başlar. O da ölür. Diğer amcası Ahmet'te askere gider. Molla Ökkâş'ın validesi de zaten yedi yaşında öldüğünden bu diyar bize haram oldu diye, Şam tarafına azimet eder. Hamus şehrinde eğlenir, kalır. Orada yaşı da on yediyi bulur.
Hamus'ta (Hafiza) namında bir Arap kızına aşık olur. Orada kalemi eline alıp şunu söyler:
Hafızayı dersen on beş yaşında
İlk nazarım kaldı hilâl kaşında
Şol Seyyıd Halidin yanı başında
Sol tarafta’ ufak harın içinde
Bayram günü al geyinip donandı.
Deli gönül gelir deyu inandı
Yoktur o dilberin misli menendi
Hamus gibi azim şarın içinde
Dişlerin benzettim incü mercane
Kaşların benzettim yavru şuhane
Yanaklara hiç bulunmaz behane
Gönül kaldı ah-u- zarin içinde
Genç yaşımda ire idim miraza
Canlar mı dayanır böylesi naza
Dudaklar benzeyor dalda kiraza .
Düşüp kalmış beyaz karın içinde
Efgan Didarî bey böylece dedi
Bu şirin canını yoluna kodu
Almanın eyisin ayılar yidi
Gonca güller kalmış harın içinde.
Deyip kendi tabirince: “elinden
kalem, dilinden kelâm kesildi…
(Devam Edecek)
Fotoğraf 2: Geçen bayramlardan bir intiba
Yazan: Şakir Sabri YENER
[1] Kara Mehmet adlı bir amcası daha olduğu anlaşılır.