Fıstığımız hakkında bundan 21 sene önce merhum Doktor Galip Ataç tarafından yazılıp Ulus gazetesinde yayımlanan ve buradan aynen iktibas edilerek Gaziantep gazetesinin 7 Ocak 1938 gün ve 405 sayılı nüshasında yayımlanan yazıyı; taşıdığı kıymet ve önem dolayısıyla buraya aynen dercediyoruz.
Cemil Cahit GÜZELBEY
ANTEP FISTIĞI
Eski dilimizin bir takım yanlışlıkları arasında Şam fıstığı dediğimiz bu güzel yemişin Antep fıstığı olduğunu öğrendiğimiz bugünlerde, onun daima kendini yükseklerde tutan aristokrat bir yemiş olmasının sebebini düşündünüz mü?
Elbette dikkat etmişsinizdir ki burunları en büyük olan İngiliz lirası, Amerikan doları bile azametlerinden az çok feda ettikleri hâlde, bizim Antep fıstığı halis yerli malı olmakla beraber altından daha sabit kalarak fiyatından on parasını indirmedi. Antep fıstığının bu kadar kibirli olmasına sebep, vaktiyle bir imparator yemişi olarak tanınmış olmasıdır.
Evet, vaktiyle ama pek de eski bir zamanda Roma İmparatoru Vitellius, daha tahta çıkmazdan önce, Tiberius devrinde Anadolu’ya geldiği vakit, burada fıstığın lezzetini tatmış ve boğazına pek düşkün, zaten iştihasının tükenmez olmasıyla da meşhur olduğundan memleketine dönerken fıstık ağacını da birlikte götürmüş ve oraya alıştırmıştı. Bundan dolayı Antep fıstığının koltuklarını kabartmaya hakkı olsa bile, kendisinin daha önceki tarihini unutması lazım gelmez.
Aristokrat Roma İmparatorları onu tanımazdan ve beğenmezden daha önce, demokrat eski Yunanlılar da fıstığı tanımışlar ve sevmişlerdi. Filozof Teofrast fıstık ağacının dallarını ve yapraklarını badem ağacınkilere benzetmekle beraber, yemişini bademden daha lezzetli bularak haylice övmüştür. O vakitlerde fıstığa yılan sokmasına karşı panzehir olur diye bir de ilaç payesi verirlerdi.
Sonradan bizim büyük Türk Hekimi İbn-i Sina, fıstığın ilaç olmak hassasını çok genişletti. Rengi yeşil olduğundan karaciğer hastalıklarında safra çıkarmak için, şeklini yüreğe benzeterek kalbe kuvvet ve neşe vermek için kullanırdı. Onun arkasından birçok hekimler fıstığın bu hassalarını tasdik ettiler.
Fakat İsrailoğlu Hekim Rabbi Musa daha ziyade açıkgözlülük etti. Fıstığın aşk ihtiyacını artırdığını keşfetti. Bunun üzerine şair hekimlerin perileri heyecana gelerek fıstık hakkında şiir yazanlar bile oldu. Bizim Antep fıstığının kendini o kadar yüksekten tutmasında elbette bunların da tesiri vardır. Onun erbabı arasında bu hassasına inananlar belki hâlâ bulunur.
Bu kadar itibar bulan fıstık; artık türlü derde deva olur, ihtiyarlara kuvvet verir, hastalık nekahetine girenlerin dermanını artırır, veremlilerin öksürüğünü dindirir, iştahlarını açar diye şöhret buldu. Yemiş olarak yenildiği vakit, artırdığı iddia edilen aşk ihtiyacından sonra bel ağrılarını da geçirmek için merhemler içerisine de girdi.
Fıstığın, eski zaman hekimlerinden gördüğü bu rağbet kendisinin hatırında kalmış olsa bile şimdiki hekimlikte ondan hiçbir eser yoktur. İçinde %63 nispetinde yağ bulunduğu hâlde, fıstık yağı çıkaran bir fabrika bile bilinmez.
Şimdi Antep fıstığı sadece bir yemiştir. Fakat doğrusu yemiş olarak lezzetine kimsenin itirazı olmamıştır. Çocukların kendilerine verilen küçük paralarla fıstık almaları pek güçse de babaları aylık aldıkları vakit ondan biraz getirebilirlerse çocuklar fıstık yemeye bayılırlar. Çocuk olmayanların da tadına bakmak için bir iki tane yemeye başlayınca, kâğıt keselerdeki fıstık bitinceye kadar yanından ayrılmazlar. Onun için kendileri fıstık alamayanlara, ateş yakmaya yaramak üzere sadece kabukları kalır.
Fıstık tuzla kavrulmadan önce yemeklere, tatlılara, pastalara da girebilir. Fakat biz onu en ziyade fıstıklı rahat lokumla, fıstık şekerlemesinde severiz. Pilavla dolmalara girmesine hiçbir mani olmadığı hâlde pahalılığından dolayı öteki fıstığı, kuş üzümünün fıstığını tercih ederiz.
Antep fıstığı kendisinin yerli malı olduğunu tanıttıktan sonra, küçük keselere de elverişli olabilmek üzere, arada sırada olsun piyasasını indirse kendi menfaatine de uygun olur. Çünkü bu nefis yerli malımıza biz zaruri olarak yabancı kalıyoruz.