(3. sayıdan devam)

Halk, Şeyh Camii'nde her türlü derdin devası bulunduğuna mutekittir. Yapık suyuna yıkanan kadınlar her türlü hastalıktan şifa bulacaklarına kanidirler. (16)

Şeyh Fethullah'ın bir gecede Mekke yolundan getirdiği siyah amuda başı ağrıyanlar başlarını sürerler. Bunun baş ağrısını gidereceğine inanılır.

Vaz’ı hamilde müşkülata uğrayan kadınların boynuna Şeyh Fethullah'ın meşhur teşbihi götürülerek geçirilir. (17) Bu doğurmayı kolaylaştırır.

Söz söylemek çağı geldiği hâlde söyleyemeyen çocuklar üç defa tekrar edilmek üzere cuma günleri sela verilirken camiye getirilir, caminin anahtarını çocuğun ağzına sokup çenesini açarlar. Bundan sonra çocuğun söz söyleyeceğine itikat edilir.

Yürüme zamanı geldiği halde yürüyemeyen çocuklar camiin çörteninin altına getirilerek üç Cuma (arası açılmadan üst üste) günü sela vakti sallanır.

Yürüyen fakat iki adımda bir düşen çocukların iki ayağı bir çiy iplik ile bağlanır ve eteğine yeyecek konur. Camide namazdan çıkan her hangi bir, kimse bu yeyeceği alıp ipliği kırar. Bundan sonra çocuk muntazam yürür. (18)

Bazıları bunu şöyle anlatır: çocuğun eline bir yağ dürümü (19) verilerek koşturulur, ip de bu suretle kırılır. Bu usul Şeyh camii veya her hangi camide olması şart değildir. Alelâde yol ve harman yeri de olabilir.

Gelinlik çağı geldiği halde talip çıkmayan kızların bahtlarının, kârı olmayanlara kâr ve kesat gidenlerin işlerinin açılması için Cuma günü hamamın külhanına zibil atılır.

Bundan evvelki baht açma işi yedi camide birer defa kapılarını vurmak suretile de olur. Bu merasime Şeyh camiinden başlamak şarttır. Kapı vurulurken dilek dilenir.

Hamamların ötekilerin (20) meskeni olduğuna halkta kuvvetli bir inam vardı. Bunlar güya insanların yıkanma saatleri haricinde hamamın kapalı olduğu zamanlarda burada düğünler kurar, muazzam ziyafetler çekerlermiş. Buna dair bir çok ta hikâyeler anlatılır. Şeyh camii hakkında bundan on beş sene evvel dedem Mehmet Zeki'den şöyle bir masal dinlemiştim:

Adamın birisi hamama gitmek istiyor, farkında olmadan sabahlayın çok erken kalkıyor; hamama gidiyor. Soyunup içeri girerken gözü galle (2) de oturan kimseye tesadüf ediyor. Bir de ne baksın gözleri bildiğimizin aksine olarak dikine sağına soluna bakıyor ki oradakiler hep öyle. Giyinip savuşmayı da yapamıyor. Hamamın iç kısmına giriyor. Onlar da öyle. O zaman ötekiler arasına düştüğünü anlayor ve hemen acele yıkanıp çıkıyor. Yolda hamam istikametinde bir adam görerek hemen birader hamama gidiyorsan geri dön orada ötekiler var şimdi. Gözleri yukarı, yukarı deyor. Rast geldiği adam yanına biraz daha yaklaşarak “gözlerime bak bende onlardan mıyım?" deyince adam derhal olduğu yerde bayılıyor. Çünkü rast geldiği adam da ötekilerdenmiş.

(Bitti)

16— İkinci sayıda beş numaralı haşiyede bu hususta izahat verildi.

17— Bu teşbihi gördüm, camiin minberinin en üst kısmında dır. Danelerin her biri ceviz büyüklüğünde olup beş yüz taneden mürekkeptir.

18— Çiy iplik: Kadınlar tarafın pamuktan bükülerek meydana getirilmiş adi, kaba, çapuk, kırılır kolasız ipliktir.

19— Dürüm: Açma ekmek içine pilav, peynir, yağ, pekmez, ve saire konularak ve üstüvani bir şekilde bükülerek meydana getirilen bir nevi yemektir. Dürüm bükmek manasına gelen dürmek mastarından gelir.

20— Ötekiler: Cinler periler velhasıl insanların akıl erdiremedikler esrarengiz kuvvetlere verilen isim.

21— Gaile muhtelif manalar ifade eder.

A—Alelumum dükkanlarda ve hamamlarda içine para konulan tahtadan çekmeceli sandıklardır. Bunun üzerinde para sığacak büyüklükte delik bulunur.

B— Gallenin başında oturarak müşterilerden para almağa, memur olanlara da bu ad verilir.

C— Tenekeden, topraktan mamul kumbara.

Bu kelime Malatya civarında gılle şeklinde telaffuz edilmektedir.

Yazan: Cemil Cahit GÜZEL