Evet, Gaziantep bıraktığı boşluğun doldurulamayacağı kıymetli evlatlarından birini daha, Dr. Mecit Barlas’ı da kaybetti ama onun arkada bıraktığı tertemiz adı kaybolmayacak, gönüllerdeki sevgi izleri silinmeyecektir. Yani o, ölmezlik sırrına ermiş, yaşayan ölülerdendir. Çünkü Mecit Bey iyi ahlakın, asaletin, yardımseverliğin sembolü bir insandı. Şefkat, merhamet canlanmış, Doktor Operatör Mecit Barlas olmuştu. O, bütün meslek hayatınca zengin, fakir gözetmeden, hastalarının ıstıraplarını dindirmiş, onları sağlıklarına kavuşturmuştur.
Mecit Bey, doktorluğu para hırsıyla değil, insan sağlığına hizmet aşkıyla yapardı. Gaziantep Atatürk Bulvarı’ndaki iki katlı bir apartmanı Değirmiçem’deki bağlarını satarak yaptırmıştı. Hastanesini de Millî Emlak’tan taksitle satın aldığı bir binada kurmuştu. Sonradan zengin oldu ama para onun nazarında bir gaye değil, hemcinsinin sağlığına hizmet için bir vasıta idi.
Mecit Bey ilk Antep’e geldiği zaman bütün sanat dalları gibi, doktorluk da Antep Ermenilerinin ellerinde ve tekerinde, yani inhisarlarında idi. Mecit Bey bu sanatı da onların elinden aldı; Türk ve Müslüman doktorlara intikal ettirdi. Mecit Bey Birinci Cihan Harbi’nde tıbbiyeden mezun olduktan sonra Çanakkale’ye gitmiş, bu harbin en kanlı savaşlarına sahne olan Çanakkale’de yaralanan kahraman Mehmetçiklerin, kahraman subayların yaralarını sarmış ve burada büyük bir staj görerek Antep’e gelmişti. O, yalnız Antep’in değil, bölgenin çevrenin ünlü operatörü idi. Maraş’tan, Urfa’dan, Çukurova’dan bütün hastalar gelir, onun hastanesinde, onun şifalı elleriyle ameliyat ve tedavi olur, sıhhatlerine kavuşurlardı.
Antep-Fransız harbi tarihinde de Mecit Bey’in büyük yeri var. Eğer Mecit Bey bu harpte Şıh Camii hastanesinde bir doktor arkadaşı ile yaralıları tedavi etmeseydi, dünyaya parmak ısırtan bu şanlı şehir muharebesi on ay değil, on hafta bile devam etmezdi. Antep’in gazilik kazanmasında Mecit Bey’in payı büyüktür. Şehrin işgali sırasında Mecit Bey ağırlığını koymuş; işgal kuvvetlerine ve şımarık Ermenilere karşı Türk ve Müslüman hak ve menfaatlerini korumuştur. İşgalden sonraki Antep’in kritik günlerinde de memlekette emniyet ve asayişin korunmasında Mecit Bey zabıta kuvvetlerine yardımcı olmuştur. O, Cumhuriyet Halk Partisi Gaziantep İl Yönetim Kurulu Başkanı olduğu zaman, o yılların Gaziantep Maarif Müdürü Turgut Turhan Bey, memleketin o günkü havasına bakarak Mecit Bey hakkında şöyle demişti: “Bu memlekette bir Mecit Bey otoritesi lazımdır.”
Merhum, beni çok severdi. Bütün çocuklarının ilk öğrenimini benim bulunduğum ilkokulda yaptırmıştı. Şimdi Gaziantep’te beni seven birkaç doktorum gibi o da sıhhatim üzerine titrer, aile fertlerimden hasta olanlarına kanat gererdi. O yalnız beni değil; bütün öğretmenleri, imamları, din adamlarını sever, hepsini parasız muayene eder, sağlıklarına yardımda bulunurdu. Pansumancısı şöyle derdi: “Bizim doktorumuz alimlere, muallimlere beleş bakar.”
Mecit Bey, edebiyatı ve edebiyatçıları da çok severdi. Yani bütün bilim adamlarına saygılı idi. Zarifti, nüktedandı, çok güzel fıkralar anlatır, espriler yapardı. Bu fıkralardan hatırımda kalan bir tanesi şudur:
“Bir Yahudiyi idam sehpasına götürmüşler. Asacakları zaman: ‘Beni boynumdan asmayın, gıdıklanırım; belimden asın’ demiş.”
Ne kadar yazsam onun ölümünden duyduğum acıyı dile getiremem. Ne diyelim: “Elbette gider, gelen cihana.”
Başta onun sayın eşi Ayşe Hanım olmak üzere bütün Barlas ailesine, bütün Gaziantep doktorlarına ve sağlık personeline, bütün Gazianteplilere başsağlığı diler, merhuma da büyük Allah’tan mağfiretler niyaz ederim. Nur içinde yatsın, ruhu şad olsun.