Devlet Reisi ve Başvekil Orgeneral Cemal Gürsel, 1 Haziran 1960'ta Türkiye radyoları vasıtasıyla gençliğe hitap etmiştir. Gürsel, bu hitabesinde şöyle demiştir:
“Aziz Türk Gençliği, sizleri temsilen bir heyet bana Ankara’da bulunan binlerce gencin asil ve necip kanlarıyla boyayıp süsledikleri bir bayrak hediye etti. Ben bunu yalnız Ankara gençliğinin değil, bütün Türk gençliğinin kanını, ruhunu ve imanını taşıyan mukaddes bir emanet olarak kabul ediyorum. Bu mukaddes emanet bana; benimle beraber hak için, adalet için kendilerini her an fedaya hazır yüz binlerce gencin bulunduğunu hatırlatmakta ve benim için kudret, hız ve enerji kaynağı olmaktadır. Kıymetli gençler, bu asil jestinizi sonsuz bir hürmet hissiyle ve şükranla karşılıyorum. Haklara ve hürriyetlere yapılan tecavüzler karşısında bir aydan beri cesur ve asil mücadelelerinizi yakından hayranlık ve muhabbetle takip ediyorum. Sizler bu hareketinizle yalnız zalimleri korkutmadınız; aynı zamanda milletin ve hepimizin ümitlerine de ışık tuttunuz.
Muhterem ve aziz çocuklar, şunu katiyetle bilmeliyiz ki hürriyetlerimiz elimizden gittiği gün insanlık hayatımızı da ahlakımızı da faziletlerimizi de ve hatta millî varlığımızı da kaybetmemiz mukadderdi. Hürriyetsiz kemal ve tekâmül olamaz; hakkı ve hürriyeti bilmemek, duymamak ancak bahtsız aşağı mahlûkların kaderidir. Milletimizi bu dereceye düşürmek isteyenler, her zaman mutlak surette hüsrana uğrayacaklardır.
Çok aziz çocuklarım, şunu da iyi bilelim ki en büyük derdimiz ve ıstırabımız cehaletimizdir. Garp âlemi fezanın sonsuz derinliklerine doğru sefere hazırlanırken bizler hangi noktadayız? Bunu hepiniz iyi biliyorsunuz. Asırların ihmalinin neticesi olan bu hâl, en kısa zamanda değişmek için ilme sarılmak ve onu en yüksek kemaliyle iktisap eylemek lazımdır. Bu, en mukaddes vazifemizdir. Büyük Atatürk, ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir,’ buyurmuşlardı. Mutlak bir hakikat olan bu vecizeyi bütün gençlerin ve hepimizin aklımızdan çıkarmamamız lazımdır. Hürriyetsiz olduğu kadar, bilimsiz kalan muhit de bir mezar olmak kanunundan kurtulmaz. Ve üzerinde titrediğimiz, uğrunda can verdiğimiz hak ve hürriyet mefhumları da tam şümulü ile ancak ilim yolu ile iktisap edilebilir.
Aziz çocuklarım; çalışınız, çok çalışınız. Medenî âlemle aramızdaki mesafeyi süratle kapatmak için durmadan çalışınız. Bu inançla ateşli çalışma, sizleri daima huzur içinde bulunduracak ve aynı zamanda sizi memlekete hizmet yolunda temiz, imanlı ve mefkûreci yapacaktır. Büyük bir güven hissi ile hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlar, sözümü aziz Atatürk’ün şu sözleri ile bitiririm: Ne mutlu Türk’üm diyene!”