İstanbul’da olsun Ankara’da olsun, adım başına tabelalarda "Gaziantep" yazılı tatlıcılara, kebapçılara rastlanıyor. Bunların içinde Gaziantep sözü yazılı olmakla birlikte, bir Gaziantepli tarafından işletilen ve gerçekten çok iyi olan yerler bulunduğu gibi; bakımsızlığı, yemeklerinin kötülüğü yüzünden adamı kızdıranlar da vardır. O kadar ki Gaziantep sözcüğü yazılı bulunan tabelayı indiresin geliyor.

Ankara Hergele Meydanı yakınında, bundan önceki iki Dil Kurultayı'nda rahmetli Ali Budak’la birlikte uğradığımız bir hemşehri lokantası vardı. Bu kez de Hulusi Yetkin’le birlikte uğradık. Uğramaz olaydık! Her bakımdan bozuktu. Ortada iki tane çocuk dolaşıyordu; lokanta sahibi ortalarda yoktu. Bir şeyler yedik, üzülerek ayrıldık.

Yarım yüzyıla yakın bir süredir nice Gaziantepliler bilirim ki yurdun çeşitli yerlerinde lokantalar, tatlıcılar ve kebapçı dükkânları açmış; başarı yoluna girmiş ve para kazanıyorlardır. Ancak içlerinden kimileri bunu sindirememiş; rakı içilince nasıl şişede durduğu gibi durmazsa, para da ceplerine girince adamlar yolunu şaşırmış; içkiyi, hovardalığı o kadar ileri götürmüşler ki sermayeyi de yiyip geldiği yere dönmüşlerdir. Hergele Meydanı’ndaki lokantanın sahibi de bana bu intibaı verdi.

"Gaziantep Baklavası" yazılı bir dükkâna girdim. İlk dilimde "Eyvah!" dedim. Taşradaki ehliyetsiz baklavacılar, ünlü Gaziantep baklavasının adına leke getiriyorlar.