Yıl 1885; sosyal hayatta ve devlet idaresinde din her şeye hâkimdir. Türklerde millî duygu uyanmamıştır. Kavm-i Necip-i Arap bütün uluslardan üstün sayılmaktadır.

Antep’e Ebülmuhsin Efendi adlı Türkçe bilmeyen Şamlı bir hâkim gönderilmiştir. Bir Türk şehrine Türkçe bilmeyen Şamlı bir hâkim göndermek... Bu, o zamanki devlet adamlarının memleket idaresiyle ilgilenme derecesini gösteren ibret verici bir olaydır. Ama Antep böyle bir şeye sahne olabilir mi? O Antep halkı, tarih boyunca hakkını şuurla aramasını bilmiş, millî varlığını her şeyin üstünde tutmuş, sağduyunun en güzel örneklerini vermiş, yerine göre yırtıcı aslan kesilmiş yahut bir kuzu uysallığı göstermiştir.

Adalet dağıtacak bir hâkimin Türkçe bilmemesi, Anteplilerin adalet duygusunu olduğu kadar millî duygusunu da yaralamıştır. Tepkiler yer yer kendini göstermeye başlamıştır. Şehrin ileri gelenleri, Hasırcıoğlu’nun ne düşündüğünü öğrenmek istemişlerdir. Hasırcıoğlu, seksen iki yaşında bir âlim ve şairdir. Medresede yetişmiştir, dine çok bağlıdır. Her ihtiyar için olduğu gibi onun için de gelenekler kutsaldır. Şeriat işlerine ve Arap soyundan olan bir hâkime kolay kolay toz kondurmaz. Kendisine başvuranları “Oturun oturduğunuz yerde. Şeriat ahkâmını tatbika memur, Kavm-i Necip-i Arap’a mensup bir zat hakkında ağız açılamaz.” diye azarlayabilir ve bu sözüne itiraz edecek kimse bulunmaz. Fakat o, doğru sözlü bir memleket büyüğüdür. Daha önce birçok kere hemşehrilerinin dertlerine çare bulmuştur. Halkın şikâyetini dinledikten sonra ömrü boyunca bağlı bulunduğu değer hükümlerini bir tarafa itmekte küçük bir tereddüt göstermemiş; en büyük din makamı olan Meşihat’a, her kelimesinden millî duygular fışkıran şu mealde bir istida göndermiştir:

“ANTEP, BÜTÜN HALKI TÜRKÇE KONUŞAN BÜYÜK BİR TÜRK ŞEHRİDİR. GÖNDERİLEN HÂKİM TÜRKÇE BİLMEZ BİR ARAPTIR. ALLAH KUR'AN-I KERİM'DE ‘HER KAVME KENDİ DİLİYLE KONUŞAN BİR PEYGAMBER GÖNDERDİK’ BUYURMUŞTUR. BUNA UYULARAK BİZE DE TÜRKÇE KONUŞABİLEN BİR HÂKİM GÖNDERİLMESİNİ, İHTİYARLIĞIM DOLAYISIYLA, BÜTÜN AHALİ ADINA DİLERİM.”

Hasırcıoğlu, İstanbul devlet erkânınca da tanınmış bir şahsiyettir. İstida hemen tesirini göstermiş, Ebülmuhsin Efendi’nin yerine başkası tayin olunmuştur. İşin önemli tarafı, istidanın tesirini göstermiş olması değil; yurdun hiçbir tarafında Türkçülük ve Türkçecilik gibi bir mesele bulunmadığı bir zamanda Antep halkının nasıl kuvvetli bir millî duygu taşımakta olduğudur.

Bu olay, Gaziantep savunması gibi bir harikanın köklerini nerede aramak gerektiğini ortaya koyan güzel bir örnektir.

Ömer Asım AKSOY