Bu soruyla ilk kez, 32 yıl önce Ankara’da komşumuz bir öğretmenle muhatap olmuştum. O zaman verdiğim karşılığı tam hatırlamıyorum. Ancak özet olarak “11 ay savaştık, 6.000 şehit verdik” demiştim. 27 Mayıs ihtilâlinden sonra Güney ve Güneydoğu Anadolu’ya geziye çıkan başka bir öğretmen aynı soruyu yöneltti ve dedi ki:

— Çoktandır merak ettiğim bir konu var. Gaziantep’e geliş nedenlerimden birisi de budur. İstiklâl Savaşı sırasında içlerinde Gaziantep’in de bulunduğu birçok şehir ve kasabalarımızda düşmana karşı koymalar; uzun veya kısa süren direnmeler, savunmalar olmuştur. Buna rağmen GAZİLİK neden yalnız Antep'e verilmiştir?

Bu konu hakkında soru yöneltenler yalnız iki öğretmen değildir. Birçok kimselerin aynı anlama gelen sorularına muhatap olmuşuzdur. Bu arada kimi komşu şehirlerin “Gazilik bizim hakkımızdı. Antep’e yersiz olarak verildi.” diyen sözlerini duyduk. Daha dört ay önce bu şehirlerden birinde, liseli bir genç yüzümüze karşı aynı sözleri adeta haykırarak tekrarladı. Tabii dersini aldı. Delikanlı ilhamı büyüklerinden almış olacaktı.

Her gün kulağımıza gelen bu dedikodular karşısında konu üzerinde durmayı gerekli buldum. Yaralı göğsümüze böyle bir şeref madalyasının takılması ne bir Gazianteplinin yazılı ve sözlü isteğiyle ne de yerli bir örgütümüzün böyle bir isteğini yansıtan kararıyla olmuştur. GAZİLİK, şehrimizin çetin savunma savaşını aylardır heyecanla izleyen Büyük Millet Meclisinin oy birliğiyle aldığı kararla verilmiştir. Kanun çıktığı sırada biz böyle şey düşünecek hâlde değildik. Canımızı dişimize almış, savunmanın son günlerini yaşıyorduk. Kanunun gerekçe örneğini Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Yılmaz’ın yardımıyla elde ettim, inceledim. Teklif, rahmetli Fevzi Çakmak’ın başında bulunduğu Millî Savunma Bakanlığından gelmiştir. Teklifte gerekçe yok. Herhâlde bir gerekçe göstermeye lüzum görülmemişti. Çünkü o zamanki Meclis cephelerden günü gününe haber alıyordu. İdari kimi anlaşmazlıklar dışında Büyük Millet Meclisi yurdun kurtulması için tek yürek hâlinde çarpıyordu. Bundan başka o zaman Ankara’da çıkan Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde savunmamıza ilişkin haber ve yazılar çıkmakta idi. Bu yazılardan Müfide Ferit Hanım’ın Antep savaşlarının mensur bir destanı olan üstün değerli yazısı bugün bile bizi coşturmaktadır.

O tarihlerde ve daha sonraki devirlerde başta Atatürk olmak üzere savunmanın ünlü liderleri olan İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir paşalarla öbür komutanlarımızın; savaşta Fransız birliklerine komuta eden Abadi ve Fransa’nın Doğu Orduları Başkomutanı General Gouraud’nun görüş ve kanaatlerini belirten sözleri kanunun gerekçesinden başka nedir?

İşin edebiyat ve duygusal yönünü bir yana bırakıp olayı objektif olarak mütalaa edelim. Gaziantep savunması; savunmanın örgütlenmesi, yönetimi, süresi, koşulları, halkın katlandığı fedakârlıklar bakımından ayrı ayrı değer taşımaktadır. Uzak ve yakın tarihimizdeki şehir ve kale savunmaları hep düzenli ordular tarafından yapılmıştır. Bu nedenle o devirlerin söz sahipleri GAZİLİK lakabını bu orduların başında bulunanlara vermiştir. Gaziantep savunması ise arkadaşım Hulûsi Yetkin’in konu ile ilgili yazılarında belirttiği gibi tüm anlamıyla bir halk hareketidir. Savunmayı yapan örgütleri halk temsilcileri kurmuştur, yürütmüştür. Yürütmek yalnız eli silah tutanları siperlere sürmekten ibaret değildir. Bunların silahlandırılmaları, cephane sağlanması, iaşeleri, geride bıraktıkları ailelerinin doyurulması, yaralı ve hastaların bakımları, ilaç tedariki gibi birçok işler bu yürütmenin içindedir.

Savunmayı bir devlet değil, orta büyüklükte bir şehir yapmıştır. Savaş beş, on gün, bir ay sürerse belki bu tutum normal karşılanabilir. Gaziantep savunması ise belediye sınırları içinde veya kenarında olmak üzere tam 10 ay 7 gün sürmüştür. Fakat esasında işgale karşı direnme, savunma hazırlıkları, bu arada düşman kuvvetlerini şehre sokmama teşebbüsleri çok daha önce başlamıştır. Örneğin; şehirde tertip edilen protesto mitingleri, Araptar, Karabıyıklı, Şahin Bey savaşları gibi.

Gaziantep Savaşı, içinde cereyan eylediği koşullar bakımından da dikkat çekicidir. Savunuculara cephane sayılarak verilmiş, mermilerin kovanları yeniden doldurulmak üzere geri istenmiştir. Hangi savaşçı şarapnel ve kurşun yağmuru altında harcadığı merminin kovanını teslim etmek zorunluluğunda bırakılmıştır?

Gün geçtikçe muhasara çemberini kuvvetlendiren düşman, dışarıdan içeriye en küçük yardımın yapılmasına imkân bırakmadı. Cephane yetersizliği, yiyecek ve yakacak darlığı baş gösterdi. Bu hâl günden güne o kadar arttı ki ısının sıfırın altına düştüğü bir ortamda toprağa yan verip dövüşenler, şehirdeki çoluk çocuklarının “açız, donuyoruz” seslerini duymamak için kulaklarını tıkayıp kutsal görevine devam etmişlerdir.

Gaziantep savunması için 232.000 Osmanlı altını harcanmıştır. Altının bugünkü rayicine göre 40 milyon liraya yaklaşır. Bu sayının içine kimi ayni maddeler dâhil değildir. Bunlar da hesaplanırsa 50 milyonu çok geçer. Savaş dolayısıyla nice iş sahipleri sermayelerini, işlerini kaybetmiş, yokluk içine düşmüştür. Top mermileriyle binlerce ev tamamen veya kısmen yıkılmış, geri kalanı ise büyüklü küçüklü hasara uğramıştır.

Gaziantep savunma savaşında 6.000’den fazla çocuğunu şehit verdi. Niceleri de topal ve çolak kaldı. GAZİLİK, işte bu çetin savaştan ötürü, hatta savunmanın bütün ayrıntıları tam bilinmeden verildi. Kanunun kabul edildiği 6.2.1921 günü savaşın belirtmeye çalıştığım özellikleri bilinseydi, Gazilik’ten üstün bir şeref payesi olsaydı hiç tereddütsüz bu unvan layık görülürdü.

Antep’e Gaziliği çok görenlere, bunu sanki gidip de kendimiz istemişiz, dalavere ile haklarını almışız gibi konuşanlara soralım: Hangi şehir savunması bu kadar uzun, bu kadar kötü şartlar altında, bu kadar fedakârlıklarla, bu kadar etkili olmuştur?

Cemil Cahit GÜZELBEY