Bundan 50 yıl evvel, 25 Aralık 1921 günü, Gaziantep Türkleri Fransız saldırısından kurtulmuştu. Bu mutlu yıl dönümünde, 1077 yılından beri Türk Anadolu’nun güneydoğu bekçiliğini yapan Gaziantep Türklerinin 9 asırlık hayat hikâyesine kuş bakışı bakarak genç kuşaklara hatırlatmayı faydalı buldum.

Gaziantep ve çevresi, Anadolu Selçuklu kumandanlarından Gümüştekin Bey tarafından 1077 yılında Bizans Devleti’nden alınmış ve Anadolu Türk yurduna katılmıştır. 1077 yılını takip eden birkaç yıl içinde, doğudan kütleler hâlinde gelen Türkmen oymakları, Anadolu Selçuklu Hükümdarı Süleyman Şah tarafından Gaziantep bölgesine yerleştirilmişti. Orta Doğu ülkelerinin merkezine rastlayan; Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan ana yolların kesiştiği bir bölgeyi kendilerine yurt yapan Gaziantep Türkleri, bu bölgede tutunabilmek için Gaziantep Savunması ayarında birçok savaşa girmek ve büyük fedakârlıklarda bulunmak zorunda kalmışlardır.

1096 ila 1270 yılları arasında Avrupa Hristiyan devletleri tarafından düzenlenen Haçlı Seferleri sonucunda kurulan Antakya Hristiyan Krallığı, Urfa ve Maraş kontlukları, Kilikya Ermeni krallıkları ile Gaziantep Türkmen oymakları; her düşman saldırısını kendine has savaş taktikleri ve komşu Müslüman devletlerle iş birliği yaparak püskürtmesini bilmişler ve Gaziantep bölgesinde tutunmayı başarmışlardır. Türkçe konuşan orduları sevgi ile karşılayan Gaziantep Türkmen oymakları; Anadolu Selçuklu hükümdarları Keykâvus ve Alâeddin Keykubad ordularını, Timur ordusunu, Dulkadir Beyliği ordularını, Yavuz Sultan Selim kumandasındaki Osmanlı ordusunu candan karşılamış ve bağrına basmıştır.

Antep Türkleri, 9 asırlık tarihleri boyunca kendilerini Anadolu Türklüğü’nün ayrılmaz bir parçası saymışlar; Anadolu’dan ayrı kaldıkları zamanlarda dahi ilk fırsatta Anadolu Türkleri ile birleşmenin çaresini aramışlardır. 20 Ağustos 1516’da Osmanlı ülkesine katılan Gaziantep Türkmen oymakları, 1919 yılına gelinceye kadar rahat yüzü görmemişlerdir. Suriye çöllerinde üslenen büyük Arap aşiretleri ve bu arada Mevaliler, Aneze aşiretleri, Arap Benî Said aşireti, Kitikan, Viranşehir Millî aşireti, Rışvan aşireti gibi birçok yabancı dil konuşan aşiretlerin 400 yıl devam eden saldırılarını karşılamak zorunda kalan Antep Türkmen aşiretleri, on binlerce evladını bu baskınlarda şehit vermiştir. Osmanlı Devleti’nin aşiret saldırılarını durdurmaya hiçbir zaman gücü yetmemiş; her karış toprağını kanları ile sulayan Türkmen aşiretleri, Arap ve Acem kültürünün Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemesine engel olmuşlardır. Antep Türkleri Türk kültürüne bilinçli bir bağlılık göstermişler; ilahileri ve duaları dahi Türkçeleştirmişlerdir. Anteplilerin içinden Türkiye çapında Çarpınlı Şeyh Ahmet, Hasan Aynî, Mütercim Âsım gibi dil bilginleri yetişmiştir.

Osmanlı Devleti’ni Antep bölgesinde temsil eden yeniçeriler ve idarecilerin her fırsatta Türk halkına kötü davrandıkları; can ve ırza tecavüz ettikleri, mallara el koyup yağmaladıklarını; güneyden saldıran Arap kültürüne ve doğudan saldıran İran kültürüne Osmanlı Devleti’nin destek olduğunu, Antep bölgesi Türk halkının ise varlığını devam ettirmek için kendi devleti olan Osmanlı idaresine karşı dahi birçok ayaklanmada bulunmak zorunda kaldığını Gaziantep Şer’iyye Sicilleri’nden öğrenmekteyiz. Her biri Antep Savunması kadar şehide mal olan 1772, 1780, 1784, 1788, 1791, 1803, 1810, 1819, 1824 ayaklanmaları en meşhurlarıdır.

1832 yılında Mısırlı Mehmet Ali Paşa’ya bağlı Arap orduları Gaziantep bölgesine geldiği zaman, Antep Türkleri hiç tereddüt etmeden Anadolu Türklerini temsil eden Osmanlı Devleti saflarında yer almıştır. Osmanlı ordusu Nizip’te Mısır ordusuna yenilmesine rağmen, Antep Türkmen oymakları on binlerce evladını şehit vererek Arap orduları ile 8 yıl süren gerilla savaşlarına girmişler; Arap ordularının Türk kültür sınırından Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemelerini engellemişlerdir. Antep bölgesi Türk halkının bu çetin hayat şartlarında varlıklarını koruyabilmeleri; kendi aralarında sosyal adaleti sağlayan aşiret teşkilatları, esnaf loncaları ve vakıf kuruluşlarının sağlam yapı ve işlemesi sayesinde mümkün olmuştur.

1919’da güneyden gelen, o zamanki dünyanın en modern ordularına karşı da Antep Türkleri gerilla savaşları verecek şekilde teşkilatlanmışlar; Anadolu Türklerinden yardım görmeden tanklara, toplara, makineli tüfeklere karşı koymasını bilmişlerdir. Gaziantep Savunması, Gazianteplilere pek pahalıya mal olmuştur. Yalnız şehir içi savaşlarında verilen 6.317 şehit, Sakarya ve Dumlupınar Meydan Savaşlarında Türk ordusunun verdiği zayiattan fazladır. Antep şehrinde 80.000 top mermisi altında 8.000 bina harap olmuştur. Halkın kendiliğinden Heyet-i Merkeziye’ye verdiği nakit para 232.000 altındır.

Türkiye Cumhuriyeti devrinde; Ermeni azınlığının Gaziantep bölgesini terk ederek Suriye ve Lübnan’a göç etmesi, savaşların ve aşiret saldırılarının son bulması, can, mal, ırz ve yol güvenliğinin sağlanması, askerlik müddetinin kısıtlanması, çok partili hayatın getirdiği hürriyetler gibi imkanlarla Gaziantep bölgesi Türkleri 9 asırdan beri ilk defa, son elli yıl içinde geçmişin yaralarını sarmış, ekonomik alanda da hızla ilerlemişlerdir. 1971 yılı Türkiye’sinde Gaziantep, Türkiye’nin altıncı büyük şehri durumuna yükselmiştir. 1927 sayımında 39.998 kişi olan Gaziantep şehrinin nüfusu, 1970 sayımında 225.885 kişiye yükselmiştir. Son 20 yılda görülen hızlı kalkınma, önümüzdeki 15 yılda da devam ettiği takdirde, Gaziantep şehrinin nüfusu yarım milyonu geçmiş olacaktır.